Byung-Chul Han’ın Psikopolitika eserinde Foucault’nun 19. ve 20. yüzyılı açıklamak için kullandığı "Biyopolitika" (bedenleri terbiye eden, nüfusu kontrol altında tutan iktidar) kavramının artık miyadını doldurduğunu ilan eder. İçinde bulunduğumuz dijital ve neoliberal çağda iktidar artık bedenimizle değil, doğrudan psişemizle (ruhumuzla, zihnimizle) ilgilenmektedir. İşte bu, Psikopolitikadır.
Han, kitabın merkezine muazzam bir paradoks yerleştirir: Özgürlüğün kendisi, bir sömürü aracına nasıl dönüştü?
Eski disiplin toplumlarında köle ve efendi, işçi ve patron belirgindi. Baskı dışarıdan geliyordu, dolayısıyla işçinin isyan edebileceği somut bir düşman vardı. Neoliberalizm ise bu dışsal baskıyı tamamen ortadan kaldırdı ve yerine "kendinin girişimcisi" (bireysel proje) kavramını koydu.
Modern insan, kendi isteğiyle çalıştığını, kendini gerçekleştirdiğini ve özgür olduğunu düşünür. Oysa Han’a göre bu özgürlük, sömürünün en tepe noktasıdır.
Artık bizi kırbaçlayan bir patrona gerek yoktur; çünkü kendi içimize yerleştirdiğimiz o acımasız patron, bizi 7/24 çalışmaya zorlar. Başarısız olduğumuzda suçu sisteme değil, tamamen kendi yetersizliğimize (öz-güvensizliğimize, motivasyon eksikliğimize) atarız. Bu da toplumsal bir devrimi ya da protestoyu imkansız hale getirir; çünkü insan artık sisteme değil, kendine kızgındır.
Klasik iktidar teknikleri yasaklardı, engellerdi, cezalandırırdı ve "Hayır" derdi. Han, neoliberal iktidarın ise tam aksine son derece sevimli, davetkar ve "Evet" diyen bir yapıda olduğunu söyler. Buna "Akıllı İktidar" der.
Neoliberal iktidar, insanları boyunduruk altına almak için onları bastırmaz, aksine onları tüketmeye, paylaşmaya, iletişim kurmaya ve kendilerini sergilemeye teşvik eder.
Bu iktidar biçimi bizi acıtmaz, aksine hoşumuza gider. Bizi kendimizi ifşa etmeye (sosyal medyada ne yediğimizi, ne düşündüğümüzü, ne hissettiğimizi paylaşmaya) davet eder. İktidar artık arzularımıza ket vurmaz; arzularımızı yönetir, optimize eder ve paraya tahvil eder. Boyun eğme süreci, tamamen "beğeniler" (like) ve dijital onaylanma mekanizmalarıyla optimize edilmiştir.
Han, kitabın ilerleyen bölümlerinde Big Data (Büyük Veri) olgusuna sarsıcı bir bakış açısı getirir. Büyük Veri, sadece reklamcıların ürün satmak için kullandığı istatistiksel bir araç değildir; o, modern çağın ruh okuma aygıtıdır.
Dijital psikopolitika, attığımız her adımdan, arama geçmişimizden ve sosyal medya beğenilerimizden hareketle bizim hakkımızda bir profil çıkarır. Han'ın deyimiyle, dijital algoritmalar bizim "dijital psikolojik profilimizi" bizden daha iyi bilir.
İktidar, büyük veri sayesinde insanların gelecekte neyi arzulayacağını, neden korkacağını ve nasıl oy vereceğini öngörebilir. Bu durum, insan iradesini ve özgür seçimi ortadan kaldırarak bizi manipüle edilebilir dijital kuklalara dönüştürür.
Kitaptaki en özgün tespitlerden biri de "olumluluk kültürü" ve "kişisel gelişim" çılgınlığına yapılan eleştiridir.
Bugün rafları dolduran kişisel gelişim kitapları, spiritüel koçlar ve "pozitif düşün, pozitif yaşa" mottoları, Han’a göre sistemin en tehlikeli psikopolitik araçlarıdır. Bize sürekli mutlu olmamız, acıyı reddetmemiz, her krizden bir fırsat devşirmemiz söylenir.
Neden? Çünkü acı çeken, yas tutan, depresif veya öfkeli insan, iyi bir tüketici ve üretici olamaz. Sistem, pürüzsüz ve sürekli işleyen bir çark ister. Duyguların bu şekilde optimize edilmesi ve negatif olan her şeyin dışlanması, insanı derinliğini kaybetmiş, yapay bir varlığa dönüştürür.
Byung-Chul Han, kitabın sonunda bizi bu kusursuz psikopolitik kuşatmadan kurtaracak radikal bir kavram önerir: İdiotizm (Aptallık/Yabancılık). Buradaki "aptallık" zeka geriliği anlamında değil, sistemin dilini, kurallarını ve iletişim ağını reddeden, "bilerek sistemin dışında kalan" figür anlamındadır (Filozof gibi, sanatçı gibi). Herkesin durmaksızın iletişim kurduğu, paylaştığı ve optimize olduğu bir dünyada; erişilemez olmak, susmak, yavaşlamak ve sistemin mantığına göre "verimsiz/aptalca" eylemlerde bulunmak en büyük devrimci eylemdir.
Acının, sınırların ve negatif olanın dışlandığı bir hayat, hayat değildir.
Psikopolitika, akıllı telefonunuza her bildirim geldiğinde, kendinizi suçlu hissettiğiniz her verimsiz günde veya sosyal medyada kendinizi sergilerken arkada işleyen gizli algoritmayı görebilmeniz için mutlaka okunması gereken sarsıcı bir başyapıt.