·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Haziran 2026 21:38 “Bir şehrin sokakları unutulur; ama o sokaklarda yaşanmış acılar insanın hafızasına kazınır.”
Bazı kitaplar vardır; onları okurken yalnızca satırları takip etmezsiniz, satırların arasına gizlenmiş hayatları dinlersiniz. Aksaray’dan Bir Perihan, benim için tam da böyle bir romandı. Kitabı elime aldığımda bir hikâye okuyacağımı düşünüyordum; kapağını kapattığımda ise insan ruhunun derinliklerinde dolaşmış, nice suskunluğa ortak olmuş biri gibi hissettim.
Edebiyatın en büyük gücü, bize hiç tanımadığımız insanların acılarını kendi acımızmış gibi hissettirebilmesidir. Bu roman da bunu büyük bir başarıyla yapıyor. Perihan’ın hikâyesi aslında yalnızca Perihan’ın değil; hayalleri yarım kalan, sesini duyuramayan, kaderi başkaları tarafından yazılan insanların ortak hikâyesi. Bu yönüyle eser, bireysel bir yaşam öyküsünün çok ötesine geçerek toplumsal bir hafızaya dönüşüyor.
Roman boyunca beni en çok etkileyen şey, yazarın insan ruhunu büyük bir dikkatle işlemesi oldu. Karakterler siyah ya da beyaz değil; tıpkı gerçek hayattaki insanlar gibi çelişkileri, pişmanlıkları, korkuları ve umutlarıyla var oluyorlar. Hiç kimse tamamen haklı ya da tamamen suçlu değil. Belki de hayatın en gerçek tarafı tam olarak burada saklı.
Perihan karakteri ise uzun süre zihnimden çıkmayacak kadar güçlü yazılmış. Onun yaşadığı her hayal kırıklığında içim burkuldu, verdiği her mücadelede sessizce yanında yürüdüm. Bazen ona kızdım, bazen hak verdim ama hiçbir zaman kayıtsız kalamadım. Çünkü iyi yazılmış karakterlerin en belirgin özelliği budur; onları yalnızca okumaz, tanırsınız. Perihan da sayfalar ilerledikçe yabancı biri olmaktan çıkıp hayatın içinden tanıdığımız bir insana dönüşüyor.
Aksaray yalnızca olayların geçtiği bir şehir değil; romanın görünmeyen kahramanı. Sokakları, insanları, gelenekleri ve suskunluklarıyla hikâyeye yön veren canlı bir karakter gibi. Mekânın ruhu o kadar başarılı aktarılmış ki zaman zaman kitabı okumadım, adeta yaşadım diyebilirim.
Kitap boyunca sık sık şu sözü düşündüm:
“İnsan ancak başkasının acısını anlayabildiği kadar insandır.”
Belki bu cümle romanda aynen geçmiyor ama kitabın ruhu bana tam olarak bunu hissettirdi. Yargılamadan önce anlamayı, konuşmadan önce dinlemeyi ve gördüğümüz hayatların ardında görünmeyen mücadeleler olduğunu yeniden hatırlattı.
Roman yalnızca bir kadının yaşamını anlatmıyor; aynı zamanda toplumun kadına yüklediği rollerin, ekonomik sıkıntıların, aile baskısının ve suskunluk kültürünün insan hayatını nasıl şekillendirdiğini de sorgulatıyor. Bunu yaparken okura cevaplar vermiyor; sorular bırakıyor. Kitabı bitirdiğinizde hikâye sona erer ama düşünceleriniz yeni başlar.
Okurken beni en çok etkileyen duygu hüzün değildi. Hüzün gelip geçicidir. Bu kitap bana daha ağır bir his bıraktı: İnsan olmanın yükü. Bazı insanlar yaşarken görünmez olurlar; seslerini kimse duymaz. Perihan’ın hikâyesi, o görünmeyen insanların sesi olmayı başarıyor.
Okudukça bir kez daha şuna inandım: Hayatta en ağır yük, insanın omuzlarında taşıdığı sessizliktir. Herkesin bildiğini sandığı ama kimsenin gerçekten bilmediği hayatlar vardır. Bu roman da tam olarak o görünmeyen hayatların kapısını aralamış.
Kitabın bana bıraktığı en kıymetli duygu ise empati oldu. Çünkü bazen bir roman, onlarca nasihatten daha fazla şey öğretir. İnsanların hikâyelerini dinlemeden onları tanıyamayacağımızı, görünüşlerin çoğu zaman gerçeği yansıtmadığını ve hayatın herkese aynı adaletle davranmadığını bir kez daha hatırlattı.
Romanı bitirdiğimde aklımda şu söz yankılanıyordu:
“Bazı insanlar yaşadıklarıyla büyür, bazı insanlar ise sustuklarıyla…”
Ve Perihan… O, bana göre yalnızca bir roman kahramanı değil; hayata yenilmemek için sessizce direnen insanların sembolüydü.
Bu kitabı bitirirken yalnızca bir hikâyeye veda etmedim. Bir kadının sessiz çığlığına, bir şehrin hafızasına ve insan ruhunun kırılganlığına tanıklık ettim. Sanırım iyi kitapların ortak bir özelliği var: Bittiklerinde bize yeni bir şey öğretmekten çok, unuttuğumuz bir gerçeği yeniden hatırlatıyorlar.
“Bazı şehirler insanı büyütür, bazı hikâyeler ise insanın içindeki eksik parçayı tamamlar…”