·78 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Haziran 2026 02:16 Kitabı okuma hikayem bir yolculuktu. Başlangıçta, yazarın düşünceler evrenine adeta bir portal açarak hayal dünyasını ayak bastığımız somut bir zemine dönüştürdüğü bu gerçeklikte hızla ilerleyebileceğimi sandım. Ana karakterin bile yıllar sonra tam olarak neyin içine düştüğünü anlamlandıramadığı bu serüven, tüm labirentvari bilmecesi ve yazarın zengin anlatımıyla beni hızla içine çekti. Ancak bir noktada, belki de anlatıcı ile aynı noktada, ben de adımlarımı yavaşlatma ihtiyacı hissettim. Soluklanmak, yürüdüğüm zeminin beni ilerlettiği yolu sorgulamak ve okuduklarımı sindirmek istedim. Hızımı düşürdüm, tane tane yakaladım kelimeleri. Hatta öyle ki, iç sesimi neredeyse dış bir sesçesine gövdemden zihnime bir yankı gibi hissettim. Bu noktada kitap bende tıpkı bir Doğu baharatı gibi bir tat bıraktı: tanıdık ama zengin, bilindik ama keşfedilesi, adı dilimin ucunda ama bir türlü çıkaramadığım bir etki.
Bu yolculuk, kitabın anlatıcısı H. için de hayatının en büyük, en etkili ve en çözümsüz gizemiydi. Anlatıcının bu gizeme en çok yaklaşmak istediği anlar, en büyük çırpınışlarının verdiği uzaklaşma anlarından ibaretti. Gençlik yıllarında gizemli bir cemiyetle birlikte Doğu'ya mistik bir yolculuğa çıkan H., yıllar sonra geriye baktığında yaşamındaki en derin izlerin, bu dağıldığını düşündüğü cemiyetle yaptığı yolculukta şekillendiğini ve yolculuğun yarım kalmışlığının burukluğunu yıllarca taşıdığını görüyor. Bu yarım yolculuğu yazarak tamamlamayı uman H., işlerin hiç de sandığı kadar kolay olmayacağını anlıyor. İçindeki silinmeye yüz tutmuş izlerin ancak tek bir ismin tanıklığı ile tamamlanabileceğine inanıyor: Yıllar evvel kafileden ayrılan hizmetkar Leo ile.
Anlatıcı, bu eski yoldaşı Leo'ya yıllar sonra rastlaması sonucu yolculuğunun aydınlanacağı beklentisine kapılırken, kendisini daha büyük bir karanlığın içinde buluyor. Ancak anlatıcı yarım kalmış yolunda ilerledikçe fark ediyoruz ki, aslında bu karanlık yeni bir oluşum değil; bu karanlık, anlatıcının yıllar boyunca, hatta cemiyetle ilişkisi başlamadan evvelcesinde beraberinde getirdiği bir ışık eksikliği. H., anlayamıyor. Anlayamadığını bile anlayamadığını keşfediyor.
Cemiyetle yolculuğa çıkmanın tek şartı, yolcuların bu Doğu medeniyetinde ne bulmayı amaçladıklarını cemiyete bildirmeleri oluyor. Yolculuk boyunca karşılarına fiziksel ve psikolojik çeşitli sınavlar çıkarken, aslında kendi gerçek sebeplerini bulmaları gerektiğini keşfetmeleri bekleniyor. Peki bu sebebin gerçekten bir önemi var mı? Kitabı bitirdiğim şu ilk anda bunun o kadar da mühim olmadığını düşünüyorum. Çünkü yolculuk, tüm yaşama yayılan o ''ben ne yaşadım'' yolculuğu, kocaman bir anlamlandırma çabasından başka bir şey değil. Verilen veya verilebilecek her yanıt ise yolculuğu yalnızca sonsuzluğa uzatabilir. Oysa belki de tek yanıt, hem başlangıç noktasında hem de attığımız her adımda bizimledir; andadır. Leo bunu biliyordu. H. ise Leo'nun bunu bildiğini seziyordu. Bu nedenle yıllar sonraki ikinci bir çömez yolculuğuna çıkmaktan kendini alıkoyamadı. İşte, bu kitap da anlatıcı H.'nin yıllar evvel Doğu'ya yaptığı ilk yolculuğu anlamlandırabilmek için çıktığı ikinci yolculuğun hikayesini oluşturuyor.
Benim ilgiyle okuduğum, anlatımının zenginliğine hayran kaldığım, kurgusundaki zaman ve mekanın iç içeliğinden ilham aldığım ve bence tek okumayla değil, yıllara yayılacak yeniden okumalarla gerçek şeklini alabileceğine inandığım bir kitaptı. Hermann Hesse, her satırında okurunu düşünmeye davet eden usta bir anlatıcı.
Kitaplarla kalın.