Kadın hikâyeleri okumayı çok seviyorum. Çünkü bir kadının hayatını okurken yalnızca bir karakteri değil; umutlarını, kırgınlıklarını, vazgeçişlerini, yeniden ayağa kalkışını ve bazen de koca bir dönemin izlerini okuyorsunuz.
Bu romanda Eylem, Lale, Su ve Nazlı'nın birbirinden farklı ama bir o kadar da tanıdık hayatlarına konuk oluyoruz. Her birinin kalbinde sakladığı acılar, kayıplar, hayal kırıklıkları ve yeniden yeşeren umutlar var. Sayfalar ilerledikçe onların hikâyesini okumuyor, adeta onlarla birlikte yaşıyorsunuz.
Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri de sadece bireysel hayatlara odaklanmamasıydı. Darbe yıllarından pandemi dönemine kadar uzanan toplumsal olaylar, karakterlerin yaşamına öyle doğal bir şekilde işlenmiş ki, kendinizi bir ailenin ve bir ülkenin değişimine tanıklık ederken buluyorsunuz.
Müge Acar kalemi ise oldukça zarif. Sade ama duygu yüklü anlatımı sayesinde hiçbir cümle yorucu gelmiyor. Bazı satırlarda durup düşünmek, bazı satırlarda ise boğazınızın düğümlendiğini hissetmek mümkün.
Dantel, bana bir kez daha şunu hatırlattı: En güçlü insanlar, en çok yara almış ama buna rağmen sevgiden ve umuttan vazgeçmemiş olanlardır. Tıpkı bir dantel gibi... En güzel desenler, sabırla ve emekle ilmek ilmek işlenir.
Kadınların iç dünyasını, aile bağlarını, dostluğu, mücadeleyi ve hayatın tüm kırılganlığına rağmen yeniden filizlenen umudu anlatan romanları seviyorsanız bu kitaba mutlaka bir şans verin. Ben severek okudum. Keyifli okumalar...