Yazar kitabının ismini ve dahi anlatısını neden Baudelaire üzerinden yapmış olabilir merakıyla çevirdim sayfaları.
Müsaadenizle kısacık bahsetmek istiyorum, Baudelaire kimdir?
1857’de yayımlanan Kötülük Çiçekleri’nin yanı sıra, Avrupa’ya tanıttığı Poe çevirileri ve eleştirel yazılarıyla da romantizm ile sembolizm arasında köprü kurmuş olan ve yapıtlarıyla çağdaşlarını aşarak 19. yüzyılda edebiyatı yenileyen en önemli modern ustalardan biridir.
Bir ezber bozan yani. Şeytana uydumcuların ipliğini pazara çıkaranlardan…
“Bir gün; bir adam, bir kadınla tanışır, olaylar gelişir ve hayatı değişir” klişesiyle başlıyor her şey.
Roman, türü itibariyle polisiye olarak adlandırılsa da serim- düğüm- çözüm üzerine gelişen klasik seyir yerine karakterlerin kişilikleri ve olaylar karşısındaki kişilik değişimleri üzerinden ilerliyor.
Suç- toplum- birey konjonktüründen, paranın gücü, sosyal statü, etik değerler üzerinden ilerleyen roman dinamik, yer yer esprili, dozunda argosuyla insanın değişken doğasını ve özünde her şeyi yapabilecek kapasitede olduğunun ispatı niteliğinde.
Baudelaire şiirleriyle taçlanan ve metinlerarası diyalektiklerin sayfalar boyunca uçuştuğu kitabı epia #düşünSEL etkinliği kapsamında okudum.
Ana fikir:
“Adam değilse adam, cübbedir ona makam
ya bol gelir güldürür ya dar gelir öldürür.”
Ana fikrin baba fikri:
“İnsana ait hiçbir şey bana yabancı değildir.”
Karl Marx
Baudelaire ParanoyasıKen Bruen