Puan vermedi·236 syf.····Okunma: 25 Haziran 2018 16:05 Çocuk hak ihlallerinde cezasızlık öyküleri...
İçinde hem çocuk hem de öykü kelimeleri geçince insan kendi kendine‘’okuyacaklarım ne kadar kötü olabilir ki’’ diyor. Çocuklar üzerinde hak ihlallerinin meydana gelmesini dahi insanın aklı almazken bu ihlallerin cezasız kalışının, üstünün kapatılışının, görmezden gelinişinin hikayesini okuyorsunuz bu kitapta.
Devlet Dersi, çok farklı alanlarda, coğrafyalarda, farklı yaş gruplarından çocukların, farklı nedenlerle ölümlerini ve bu ölümlerin ardındaki cezasızlık öykülerini anlatıyor. İsmini, kitabın girişinde de yer alan Ece Ayhan'ın Meçhul Öğrenci Anıtı şiirinde yer alan şu dizelerden alır:
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür
Söz konusu ‘’çocuk’’ olduğunda biz yetişkinlerin birçok şeyi aklı almıyor ne yazık ki. Kimi zaman bazı şeyleri yapamayacaklarını düşünüp ‘’çocuktur, aklı ermez, nereden bilecek ki, ...’’ deyip kestirip atarken kimi zaman onları gözümüzde en tehlikeli varlık haline getirebiliyoruz. Ama hangi bağlamda değerlendirirsek değerlendirelim bir çocuk hakkında unutmamamız gereken bazı şeyler var. Mesela çocuğun da bir insan olduğu, dolayısıyla insan haklarına sahip olduğu, yaşamaya, oynamaya, eğitim alamaya hakkı olduğu, korunma ihtiyacı olduğu, bir yetişkinden daha çabuk zarar görebilecek bir ‘’ruh sağlığı’’na sahip olduğu...
Oysa bu kitapta yer alan öyküler çocukların çeşitli suçların bazen mağduru bazen de faili olduğunu ve suçun hangi tarafında yer alırlarsa alsınlar bu haklardan mahrum bırakıldığını anlatıyor. Fail(!) oldukları zaman Devlet’in gözünde bir yetişkinin üstlenebileceği bütün fiilleri yapmaya güçleri yetebilecek; mağdur olduklarında ise beyanları dikkate alınmayan, bedenlerindeki suç izleri görmezden gelinen, ruh sağlıkları herhangi bir travmadan kolay kolay etkilenmeyen bir konumdalar.
Kitaptan çıkardığım en önemli ders bir hak ihlali gerçekleşmesi durumunda bu ihlalin gerçekleştiği andan yargıya intikal edene kadar hatta yargılama aşaması bitene kadar her adımın mağdur açısından kritik öneme sahip olduğuydu. Çünkü kitapta yer alan her hak ihlali öyküsündeki cezasızlık bu adımlardan birinde meydana gelen bir eksiklik ya da usulsüzlükten meydana gelmekteydi. Olay yeri incelemelerinin titizlikle yapılmaması, ifadelerin doğru ve eksiksiz şekilde tutanağa geçirilmemesi, güvenlik veya gizlilik sebebiyle yapıl(a)mayan işlemler, kaybolan ya da değiştirilen deliller, ‘’ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenmemiştir’’ raporları, ‘’ama’’ ile başlayan gerekçeler, mağdurun çocuk olmasında çok daha önce göz önünde bulundurulan ‘’rıza’’lar, yanlış suç tipinden verilen hükümler, alt sınırdan verilip indirilebildiği kadar indirilen cezalar,takipsizlik kararları...
Ve bu kitap sayesinde anladığım bir başka şey: Ceza kanunlarında isimleri ve ceza miktarları birbirine çok benzeyen suçların yargılama aşamasında doğru değerlendirilmediği taktirde fail, mağdur ve mağdur yakınları açısından çok farklı ve yıkıcı sonuçlara yol açabildikleri.
Hak ihlallerinde cezasızlık öyküleri anlatılırken yargılama süreçlerinin anlatımına ve yargı kararlarına sıkça yer verilmiş, bunu yaparken de anlatımı hukuk terimlerine boğmaktan özellikle kaçınarak okuyan herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde kaleme alınmış. (Çok da iyi olmuş)
İddiaları kanıtlayacak sayısal veriler ve belgeler kullanılmış. Ancak bazı öykülerde yargı kararları, sayısal veriler yerli yerinde kullanılıp etkili bir anlatım benimsenirken bazı öykülerde sadece soyut cümleler kurularak geçilmiş (ve ilginçtir ki bu durum özellikle terör bölgelerinde meydana gelen ve devletin fail olarak gösterildiği cezasızlık öykülerinde daha sık gözlemleniyor)
Anlatımı etkili kılıp öyküleyici bir anlatım yöntemi benimsemek isterken gereğinden fazla devrik cümle kullanıp ard arda yazım yanlışlıkları yapılmasaymış daha iyi olurmuş.