İnsanlar, Şeytan’a inanıyorum ifadesinden sakınırlar; çünkü “Allah’a inanıyorum” ifadesine paralel bir tınısı vardır. Fakat bu iki ifade paralel değildir; çünkü “Allah’a inanıyorum” ifadesi hem Allah’ın varlığına entelektüel onayı, hem de Allah’a kişisel bağlılığı ima eder. “Şeytan’a inanıyorum” ifadesi ise ahlaki bağlılığı değil yalnızca Şeytan’ın varlığına entelektüel onayı ima eder. Bu üçüncü seride Orta Çağda Şeytan kavramı üzerinde durduk. Şeytan’ın edebiyat ve sanat hayatındaki yansımalarını gördük. Şeytan’a farklı toplumlarda ve farklı dinlerde verilen isimleri, yakıştırmaları okuduk. Örneğin 15.yy’da Kara(Günahkar) Efendiyle bütünleştirilen bazı adlar şunlardır; Lucifer(kibir), Beelzebub(haset), Sathanas(gazap), Abadon(miskinlik), Mammon(tamah), Belphegor(pisboğazlık) ve Asmodeus(şehvet). Farklı isimler almış olsa da Şeytan; kötülüğün efendisi, insanlığın düşmanıdır. Şeytan’ın kökeni ne olursa olsun kimi inanışlar onu maddi dünyanın yaratıcısı olarak görmüş, kadiri mutlak Tanrı kavramına düalist bir yapı kazandırmıştır. Kimi semavi inanışlar ki -örneğin Hıristiyanlık- Tanrı’nın mutlak iyiliğini ispatlayıp kötülüğün onun doğasında bulunamayacağına insanları ikna edebilmek için Şeytan’a ayrı bir tinsellik katmıştır; ve böylece iki tanrı olduğu çelişkisini doğurmuşlar bilemeden günaha girmişlerdir. Tüm bu parçalanmalar sadece Hıristiyanlıkta değil Musevilik ve dinimiz İslamiyet’de de varlığını sürdürmüş. Ancak belirtmek gerekir ki bizde hiçbir zaman inanışa düalist bir yapı kazandırılmamıştır. Her daim kadiri mutlak bir yaratıcı olduğu fikri ağır basmıştır. Ancak yine bizde de çeşitli bölünmeler olmuştur. Ve Şeytan bu bölünmeleri çok iyi kullanmasını bilmiştir. Ne de olsa o, kötülük sanatında evrenin en iyi üniversitesinde (Cehennem) yüksek lisans yapmış bir yaratık. Ruhlarımızda günaha dair en ufak bir çatlak açsak, Şeytan o çatlaktan içeri girecek ve çılgınca zihinlerimizi karıştıracaktır. Bir keresinde Al Capone adlı mafya organizasyonu liderinin sözünü okumuştum: “Tanrı’ya her gün bana bir bisiklet vermesi için yalvardım ama hiçbir zaman vermedi. Sonra gidip bir bisiklet çaldım ve Tanrı’ya günahlarımı affetmesi için yalvardım. Tanrı’nın çalışma şekli budur.” Katılırız veya katılmayız ama Şeytan’ın bir çalışma şekli olduğundan eminim; ilk önce zihinlerimize öneriler aşılar, ardından bu öneriler bir haz ya da hoşluk tepkisini tetikler, arzuya boyun eğeriz, nihayet aklımızla kendimizi savunup harekete geçer ve günahı işleriz. Ne kadar iyi bir yaşam sürmeye çalışırsanız çalışın Şeytan her zaman sizi ayartmak için yanı başınızda bekliyor olacak. Ve bu bekleyiş bence bir bakıma bizim de faydamızadır. Neden? Çünkü insan ruhunun potansiyelini kavrayabilmesi için rekabete ihtiyacı vardır. İnsan ruhunun karşısında karanlık ruh. Sizce kim kazanır? Bence bu soruya en iyi cevap bir tek bu olabilir:
“Nahl 99: Gerçek şu ki; Şeytanın inanan ve yalnız rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hakimiyeti yoktur.”
Allah sizinle olsun dostlar, cehennem kapısında olsanız da umudunuzu kaybetmeyin…