Puan vermedi·266 syf.··Beğendi
· Bu eseri ortaokulda okumuştum ilk. Eserin karanlık, iç bunaltan atmosferini hissedebilmiştim, hayalimde canlanıyordu kuluçka merkezleri, alfalar, betalar... Sonra Fahrenheit 451 i okurken tekrar aklıma geldi "Hey cesur yeni dünya ki içinde böyle insanlar var". Tekrar okumaya başladım seneler sonra hayallerim kitabın çevrelediği düşüncelerle dolmaya başlamıştı. Distopik öğeler tabii ki de her sayfada gözümüze sokuluyor, açın o gözünüzü diyor. Bununla birlikte birkaç noktaya değinmek istiyorum.
- Kitapta Vahşi'nin annesi Linda üzerinde biraz durmak istiyorum. Kendisi bu yeni dünyada yaşıyorken ayrıkbölgede hapsoluyor(özeti bu şekilde söylemek daha uygun) Bernard tarafından tekrar eskiden yaşadığı yere getirildiğinde insanlar tarafından korkuyla karşılanıyor. Herkes ondan korkuyor, tiksiniyor neden çünkü yaşlı, kilolu, kırışıklıklarla dolu bir yüzü var. Bu çok alışılmadık bir şey onlar için. Çünkü her daim gençler,toylar deneyimleri yok. Yaşamak için bir çabaları da yok. Bu durum benim aklıma Murat Baç'ın bir söyleşisini getirdi. Şöyle diyor Baç:" Daha çarpıcı bir gösterge ise toplumun gözü önünde olan insanların ve aslında genel olarak yeni tip burjuvanın, yıllar içinde doğal olarak ortaya çıkan kırışıklıkların "istilasına" karşı bir tür savaşa girmek zorunda olmaları ve genç görünümlü, pürüzsüz bir cilt edinme uğruna neler yapabildikleri. Çağımızda insanlar estetik müdahale yoluyla yüzlerindeki en şahsi izleri bile kaybetmeyi göze alacak düzeyde paniğe sevk edilmiş haldeler." İnsanlar yaşlanmayi göstermekten korkuyorlar, ölüme yakınlaşmaktan bunu hissetmekten korkuyorlar ve bu bir his ve yok edilmesi gerek ki "ilerleme" olsun kitapta bu sözle paralel bir çok şey gördüm Linda da bunlardan biriydi. Güzelliğe önem verilen, insanın seksiliğe, güzelliğe göre yargılandığı kesin bir dünya. Herkes mutlu, çünkü acıları kaygıları yok. Herkes mutsuz çünkğ mutluluğun önemini kavrayamayacak kadar deneyimsizler. Böyle olunca ütopikleşebilecek bir evrenin distopikleşmesini izliyoruz.