·520 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Ağustos 2018 23:31 Ben bir adama aşık oldum
Adı Martin Eden.
Bu cümleleri bütün samimiyetimi, içtenliğimi katarak yazıyorum. Ve kitabı henüz bitirmediyseniz okumamanızı tavsiye ederim.
Bir adam var ki hayatını doyasıya yaşayan, her anına derinlemesine, tutkuyla bağlanan bir adam. Gözü kara, her istediğini emek harcayarak elde eden, hırslı bir adam. Hırs deyince yanlış düşünmenizi istemem. Bu hırsın başkasına zararı yok ve hatta güzel bir hırs bu hayatını kazanmasını sağlayan. Bir aşk adamı o. Ebedi bir aşk var amaç edindiği, sevdiğine layık olabilmek için bütün bu yaptıkları, kendini geliştirmek için gecesini gündüzüne katması sırf bunun için. Ruth için diyemem ama. Aşık olduğu Ruth değil kesinlikle. Ruth sadece bir imge aşkını yaşaması için. Onun aşığı olduğu şey aşık olmak bütün ruhuyla bedeniyle. O bu güzelliği seviyor, aşkı seviyor bu yüce duygunun her şeyini seviyor.-DU demek daha doğru belki de. Kitapta da sık sık belirtildiği gibi Martin Spencerın izinden sosyal darwinizmi destekleyen bir bireyci Jack London'ın aksine. Sık sık sosyalist olduğunu reddediyor. Bir nokta var dostu Brissenden'ın söylediği ve belki de kitabın devamını işaret eder nitelikte Martin'i sosyalist olmaya davet ediyor arkadaşı çünkü eğer sosyalist olursa bir hayali olur değiştirmek istediği toplum adına. Ama reddediyor bunu Martin. Ve bu da hayallerinin söndüğü anda yaşayacak bir şey kalmamasını doğruluyor.Doğrularından şaşmayan, her şeyden önemlisi kendi doğrularına sahip bir adam Martin. Ve hayalleriyle yaşayan bir adam. Kavramlar var hayatta yaşamaya değer gördüğü aşk gibi... Ama sonrasında bütün bu kavramların çöktüğünü görüyor. Sanki aklında o büyülü aşk tablosu tuzla buz oluyor birden. Ve tutunacak bir dalı kalmıyor. Toplumun ikiyüzlülüğü onu bu çukurun içine daha da itiyor, en dibe diyorlar, en dibe. Uğruna yaşayacağı bir şey kalmayınca herhangi bir şeye his de duymamaya başlıyor. Sözlerinin hepsini tutuyor, insanlara yardım ediyor(Jack London'a göre bu yardım olmasa da) Paranın değeri yok çünkü. Ne önemi var ki? Ve kendini tekrar atıyor denizlere çünkü eski güzel günlerinden bir tek o kalmış hissederim umuduyla. Olmuyor elbette. Dikkat ettiğim bir nokta var ve bu bence çok anlamlı. Swinburne'dı bu hayata girmesine öncelik eden şair Martin'in Ruthların evinde ve bu uzun yolculuğun ardında gemide Swinburne'ın dizelerini okuyarak intihar etmeye kalkışıyor. İki olayın da Martin'in hayatı için anlama tartışılır. İkisi de onun kurtarıcısı mıydı yoksa onu sona mı sürükledi?
Çok konuştum. Sadece Martin Eden'ın aklımdan silinmeyecek adamlardan biri olduğunu söylemek istedim.