·200 syf.····Okunma: 07 Ağustos 2018 00:03 Şehrin bir birine tamamen zıt ruh halini yansıtıyor Asmalımescit… Bir yanda şaşalı gecelerin lacivertine vuran, spot ışıkların dansı var. Diğer tarafta ise, rahmani bir nurdan süzülen ışık huzmesi demetini sunuyor geceye. Beyoğlu’nun yeni nesil bohem kültürüne meftun olmuş hayatlar. Ve bu insan selinin içinde ayak uyduramayıp yok olan insancıklar.
Kitabın dili biraz farklı sokak jargonu da var yeni nesil Türkçede. (Ki bu bizce özünü yitirmiş bir Türkçe ) Ama okuyucuyu sıkmadan hikâyeden koparmadan devam eden bir üslup. Beyoğlu’nun alengirli dünyasından kendini kurtarmış, elini eteğini çekip, Eminönü Yeni Han’ın asırlık duvarları arasına inzivaya çekilmiş Dedektif Kadir’in hikâyesi Asmalımescit. Asmalımescite yeni taşınmış bir kızın cinayetinin etrafında toplanan tasavvuf, tarikat – şehrin yenilikçi tarafları, kültür yozlaşması gibi konuları eleştirel bir açı ile irdelemiş kitap.
Girişi neden şehirle ilgili yaptım gelelim nedenine. Şehirler şehri İstanbul; öyle ki her köşesi ayrı bir dünyaya açılan bir kapı. Tarihten, gelen bir yüzü huzur veriyor, ruhu ehlileştiriyor. Diğer yüzünde ise Avrupai yaşamın modern çizgilerinde, eskiyi tarumar eden bir yıkıcılık var.
Hep merak etmişimdir bu ülke, bu insanlar ne diye şu Batılılaşmanın, aydınlanmanın inatla yanlış yönlerini alıp durmuş? Batı tarafından batıya göre biçilmiş kaftanı, ne diye tetkik etmeden bu kaftan bu vücuda uyacak mı diye düşünmeden almışız? Taklitçilikten öteye geçememişiz ne yazık ki.
Bu romanda da bunu fazlasıyla idrak ettim. Elbette ki gelişmek, çağı yakından takip etmek zamanın gereğidir. Fakat bu değişim furyasında kendi köklerimizi hepten atarsak en başta geçmişimize kültür birikimimize ihanet etmiş olmaz mıyız? Gereken alanları çağın gereğine göre tasarlayalım ama ana dokuyu da yok etmeden.