Gönderi

Otobüs Etkinlik/Devamı
Bir yerden ses mi geliyor? Yanımda oturan. Çaktırmadan bak. Havaya girmesin. Şuna bak, el kol hareketleri. Ortalığı ayağa kaldırdı. Pır pır. İyi biri, heyecanlı ama. Muavinin kaçıncı gelişi, delirtti adamı. Şansım olsa. Her yolculuk ayrı dert. Çaktırma. Safa yat. Sana da sarmasın. Kitaplara mı bakıyor? Sana yaramaz bunlar. Fatma da böyleydi. Fıldır fıldır etrafımda. Yorucu, bitmez enerji. Başıma ağrılar giriyordu. Bitti de kurtuldum. Kurtuldum mu? Nankörlük etme. Hiç yoksa evi toparlıyordu. Zebil oldun ayrılınca. Hiçte olmadım. Oldum mu? Oldumsa oldum be! Kıymet bilmez. Çeksin gitsin! Kalkıp taa köyden onun için gelmişim İstanbullara. Bilmiyor muydun sanki böyle olacağını. Kapıldın büyüsüne. Konuşuyor mu hala şu. Nasıldı kasabada. Takmıştın koluna herkesin dönüp dönüp baktığı kızı. Üniversiteli. Sen de ne buldu? Cesaret. İnat. Şaşırmıştı çok Camus’tan Sartre’den laf açınca. Ağzını açıp bakan kasabalılardan zannetmiş. Sen de pek paspaldın. Üniversite okudun bir de. Üzerinden çıkmaz iki parça çul ve siyah şapka. Altı ay koşmuştun peşinden. Dönüp bakmıyordu bile. Ne bakacak elalemin çulsuzuna. Ne diyordu, “sürekli peşimdesin derdin ne?” Konuşmaya başlayınca indirmişti yelkenleri suya. “Ben seni çoban zannettim.” Neyi varsa çobanların. “İnsan giydiğine dikkat eder, kıyafetin yoksa alalım.” Arkadaşları mı ayıplıyordu beni? Muhtemel. İlk tanıştırdıkları tavırlı gelmişlerdi ya yanıma. Yakınlardı Fatmaya. Ne demişler evlerine döndüklerinde, Fatma gülerek anlatmıştı. “ Adam filozof. Ben bu kadar tuhaf insan görmedim. Buralardan böyle insan da çıksın.” Sıra sıra görmeye gelmişlerdi. Fatma çok kıskanmıştı. Çarşıda gezmeye çıkamıyordum, her gören tutup kolumdan çay ısmarlıyordu. Fatma’nın arkadaşları meraktan, yerliler şunu da bana ayarlasana derdinden. Pehh , ne günlerdi be. Bitti işte hepsi. Bundan sonra ne geçim derdi, ne Fatma’nın çenesi. Varsa yoksa köyüm. Şu geçim derdi olmasa iyiydik ya. Hepsinin başı bu. Yoksa iyi kızdı. İyi olmasa gelir miydim gül gibi hayatımı bırakıp buralara. Şehir de ayrı dert. Ne demişti babam giderken,” oğlum şehir sana göre değil, rahat edemezsin oralarda.” Yine haklı çıktı. Yüzüne nasıl bakacağım şimdi. Ben geldim. Sevinir. Böbürlenir de , ben demiştim. Ne yaparsın köye gidince. Kendi halindeki bahçemin yerini dikenler kaplamıştır. Böğürlenlideki amcamın yeri satılıkmış, almalı. Kaç para biriktirdim, 12 bin. Eşyaları da sattırmalı Mehmet’e. İyi para vermiştik. Artık gitmemeli köyden. Neydi öyle şehir. Her yer insan. Ne yaparlar. Aç çoğu. Yüzlerinde mutsuzluk. Yaşama sevincimi çaldılar. El alem işi bir yandan. Köye de yayılmıştır İstanbul ‘a gittiğim. “Yapamaz” demiştik. Demiştiniz. Okuldan döndüğümde de “İş tutamaz bu gevşek” demiştiniz. “ O kitaplarda ne buluyor, hep elinde bir kitap, kitap karın doyurmaz” demiştiniz. Kitaplarım ve ben geldik yine. Almalı amcamın yerini. İleriye doğru bir küçük ev dikmeli içine. Küçük bir havuz. Tarla, bağ, bahçe, meyve ağaçları. Küçük bir de semaver koyarım. Etrafa çiçekler dikerim. Yaz kış çıkmam içinden. Yıldım şehir hayatından. Göreceğimi gördüm. İnsanlardan uzak. Fatma şehir ben köy insanıyım. Bahçemi yaparım. Topraksız duramam ben. Şehirde her yer beton. Her yer insan. Semaverimi yakarım, çayımı içerim. Bunlarında hikayesini yazarım. Bahçem, çayım, kitaplarım, hikayelerim ve ben.
··
36 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Çok güzel, çok sevdim. Geliriz çayınızı içmeye. Evin yanına güzel bir de dut ağacı dikin olur mu? Beyaz olsun. :)
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Olur :)) kırmızı dut bile dikerim :) kuşlar gelirler karınlarını doyurmaya :)
çok iyiydi :) elinize sağlık :) Fatma lı kısımlar hakikaten güldürdü, o tipler beni de çok yoruyor, bi sakiin bi huzur ver nedir yani nereye koşuyon her an fıldır fıldır değil mi :)
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Sakinsek demekki :)