·232 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Ağustos 2018 18:07 Kitabı okuyup bitirdikten sonra bir şeyler yazmak için suların durulmasını beklemek daha iyi oluyor. Bitirdiğim gibi yazsaydım biriken duygu selini etkisinde olacaktım. Şimdi daha objektif ve tutarlı şeyler yazabilirim kanımca :)
Kitabın kısaca; sonlara doğru öğrendiğimiz trajik bir olaydan sonra fazla konuşmayan sessiz bir kişiliğe bürünen ve kendini basketbolda bulan Finley, onu olduğu gibi seven yine basketbol sevdalısı kız arkadaşı Erin, Finley gibi trajik bir olay yaşadıktan sonra kendini uzay sapkınlığı kılıfı ardına soyutlamış Russ karakterleri üzerinden yürüyen bir hikâyesi var. Bu kadar trajik olay üzerine hikaye belalı ve sorunlu bir yerde geçmeyecek de nerede geçecek değil mi?
Hikayemiz Bellmont denilen daha çok siyahilerin egemen olduğu ama İrlanda çetelerinin de hüküm sürdüğü bir yerde geçiyor.Trajik, duygusal, dostluk temalı kalpleri ısıtan hikayeler için gayet tezat oluşturacak şekilde uygun bence :) İzlediyseniz Robin Williams’ın Can dostum filmi de buna benzer bir yerde geçiyordu ve o karakterlerin de aynı şekilde sorunlu ve trajik öyküleri vardı. Zaten kitabı bitirdikten sonra ben de böyle Can Dostum, Küçük Gün Işığım filmlerinden aldığım tadı bıraktı diyebilirim. Bir de bu hikayenin ergen versiyonu diyebileceğim Fransız yapımı Can Dostum (The Intouchables) filmi aklıma geldi.
Siyahilerin egemen olduğu bir yer deyince basketboldan konuşmamak olmaz elbet. Hikâyenin yardımcı başrolü diyebiliriz. Karakterleri birbirine bağlayan trajik geçmişleri olduğu kadar onları iyi yönde destekleyen hikayenin motive edici kısmı olan basketbol, bağ kurma yolunu bir Jedi misali üstlenmiş :) Belki de bu romanı bir tık sevmem de benim de basketbolda olan düşkünlüğüm olabilir.
Basketbol dışında iyi serpiştirilmiş yan karakterler Baba, Dede, Koç, basketbol takımı oyuncuları da hikâyede ki görevlerini hakkı ile yerine getiriyor. Şunu belirtmem gerek, kitap hoşuma gitti mi gitti, bir çırpıda bitirdim desem yeridir. Ancak; Finley’nin geçmişte yaşadığı trajik olayın ne olduğu hariç merak uyandırıcı bir şey yok diyebilirim hatta tekdüze ilerleyen birçok filmde de izlediğiniz bir konusu ve hikâyesi olan bir kitap ama hoşuma gitti ve beğendim. Çok tezat değil mi? :) Ama peköyle değil, bu dediklerim dışında hikâye yavaş ilerlese de kitabı elinizden bırakamıyor okumaya devam ediyor ve ediyorsunuz. Neden mi? Çünkü işlenen duygular aşırılıktan ve abartıdan uzak, o kadar saf ve sade işlenmiş ki sizi hikâyenin içine çekiyor.
Bu kadar sade, sonunu hiç düşünmeden sadece hikâyenin kendisini okuduğunuz bir kitabın bu kadar akıcı olması şaşırtıcı. Ama beslendiği duygular çok yüklü duygular. Belki bu gücü arttırmak için yazar bilindik bir yol, mekan(belalı bir yer) ve karakterler seçmiş (siyahi-beyaz) olabilir ama Russ ve Finley arasında gelişen dostluk bağı, Finley ve Erin arasındaki güçlü sevgi, Finley ve takımındakiler arasındaki arkadaşlık, Baba-Dede ve Finley arasındaki aile bağı, Koç-Rehber öğretmeni ve Finley arasındaki öğretmen-öğrenci ilişkisi, hepsi hikaye de abartısız, tutarlı, yerinde, sade ama bir o kadar güçlü şekilde yedirilmiş.
Tabii bir de Finley karakterinin etkisi de var es geçmeyelim. Russ, Erin, Baba, Dede, Koç karakterleri ne kadar ete kemiğe bürünmüş karakterler olsa da hepsini tek bir orta noktada buluşturan ve bağlayan Finley oluyor ve Finley çok konuşmasa da içimizden biri gibi ona sempati duyuyorsunuz. Kitabın sonlarına doğru Russ niye ön plana çıkmadı 21 numaralı çocuk o değil miydi diye düşünmüş olabilir ama 21 numaralı çocuk hem Finley hem de Russ, hatta aralarındaki bağın sembole dönüşmüş hali de diyebilirim. Belki kitabın edebi bir yanı, felsefik bir tarafı olmayabilir zaten öyle bir derdi de yok sadece bir duruşu var ve duruşunda dostluğu, aşkı, hüznü, mutluluğu, gençliğin hoyratlığını barındıran akıcı, duygu yüklü, umut dolu, sıcak bir tarafı var. Benim gibi fantastik edebiyata da ilgi duyan biriyseniz hikayde ki Harry Potter atfı ve özellikle finalde kurulan bağlantı çok hoştu. İyi okumalar dilerim.