·186 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Ağustos 2018 11:27 Bir çocuğun düşlerinde yaşamak isterdim. O minik hayallarinin içinde kaybolmak ah ne müthiş bir şey olurdu.
Dünyada Zeze'ler o kadar çok ki; dışlanmış, hor görülmüş, ötekileşmiş bir çok minik yürek var şu acımasız hayatın içinde.
Kitaba, diğer okuduğum kitaplara oranla ayrı bir sempati duymamın sebebi; içinde minik bir yüreğin hayatın acımasız yanı ile çok erken yaşta karşılaşması oldu. Ne zaman masum, minik bir yüreğin acı duyduğunu görsem kahroluyorum. O minicik yurekleri nasıl kaldırabiliyor bu kadar acıyı?
Kitap 5 yaşında ki yoksul bir ailenin yaramaz bir okadar da zeki çocuğu Zeze'nin gerçek hayatla tanışmasını konu alıyor. Kitabın ismi neden 'Şeker Portakalı' diye soracak olursanız eğer: geçimsizlikten dolayı ev değiştirmek zorunda kalan Zeze ve ailesi başka bir eve taşınırlar. Taşındıkları yerde kardeşleri ile ağaç seçerlerken kendisine de minik bir şeker portakalı ağacı düşer. Ağaç Zeze'nin hayal gücü ile birlikte kendisi ile konuşur. Zeze ona her gün yaşadığı ilginç olayları anlatır. Zeze yaramazlıklarından dolayı ailesinden bir çok kez feci bir şekilde dayak yer. Bir gün Zeze'nin ihtiyaç duyduğu sevgiyi ona gösterecek Portuga adlı biri çıkar. Onunla Baba oğul gibi olurlar. Lakin bu güzel düşün son bulması uzun sürmez. Zeze kaybettiği sevgili Portuga'sının acısından şok geçirir ve yataklara düşer. Hastalanır ve uzun süren tedavi sonunda iyileşir.
Ah Zeze!.. Kitabı okurken bir çok yerin altını özenle çizerek okudum. Beni etkileyen, duraksayıp sindirmem gereken yerler oldu. Hatta dayanamayıp göz yaşı döktüğüm yerler vardı.
Ah çocuklar, meçhul ukdeli yürekler...
Öyle çoklar ki bir gün eminim bu dünya onların ahında boğulacak ve işte ozaman belki eşitlik olacak.
Kitabı okumanızı çok isterim. Ve gerçekten tavsiye edebileceğim bir kitap.
Keyifli okumalar