Şeker portakalını ilk okumayı bitirdiğimde Zeze için üzülmüştüm çünkü haylaz bir çocuğun hüzünlü hikayesiydi benim için ama tekrar okuduğum zaman aslında onun kendi için içinde şeytan olduğunu söylemesinde rol alan şeyin ailesinin ve komşularının olduğunu farkettim ister psikolojik ister pedagojik bir bakış açısı diyin yada toplumun "yedisinde ne ise yetmişinde odur" veya "can çıkar huy çıkmaz" deyişlerimizle ifade edersek bir bireye kötü der isek o kişi bu etiketi benimser; yada o kişi iyi ise her şartta iyidir. Zeze'yi iyi olarak tanımlayan hocası ne yaparsa yapsın onu iyi kabul ettiği için başarılı olmak için çaba gösterdi ve ailesiyle komşuları kötü olduğunu düşündükleri ki bu düşüncelerini Zeze'ye sürekli söyleyerek haylazlık etiketini taşıyarak hareket etmesine neden oldu. Zeze'nin çevresi onu siyah ya da beyaz şekilde ayrımlarının yanında bir etiket taşımadan kabul eden tek kişi Portuga oldu bu sayede Zeze kendi asıl benliğini ortaya çıkarabildi.
Burada anlamamız gereken asıl şey şuydu: Bir çocuğu cezalandırarak veya iyi olduğunu düşünüp suçlarını görmezden gelerek eğitemeyiz; onunlayken onu anlamaya çalışmalı ve sevgisini kazanmalıyız. Bu sayede kişiliğinin olması gereken şekilde ifade eden bir birey topluma kazandırmış oluruz