Uzun zaman sonra kendimi böylesine kaptırdığım, hem bitirmek istediğim, hem de hiç bitmesini istemediğim bir kitapla karşılaştım. Bu kitapla tanışmam da, hasta yatağımda kitap sitelerinde gezerken olmuştu. Beğendiğiniz kitaplara göre bunları da inceleyebilirsiniz, önerisine bakarak, yönlendirmeyle incelemiş ve aylar evvelinden sipariş etmiştim. Ama kitaplıkta jelatini ile bekliyordu beni, migren ataklarımdan dolayı hayata devam etmem mümkün değilken, 752 sayfalık ansiklopedi görünümlü bu kitabı bitirmem zaten söz konusu olamazdı. Alternatif tıp ile tedavi olduktan ve fayda gördükten sonra, ataklarım ve krizlerim azalmaya başladıktan sonra kitaplığımı açtığımda, jelatininden çıkmayı bekleyen Victor Hugo'nun İş Bankası Yayınlarından aldığım Sefiller de varken, elim devamlı da gitmeyen bu kitaba dokundu.. Jelatini açtım ve umarım pişman olmam dedim, bunca zahmetle jelatini açtığımdan, emek verip, sipariş verdiğimden, o masrafı yaptığımdan dolayı değil ama hayal kırıklığına uğramaktan korktuğumdan dolayı pişman olmam inşallah dedim. Kalın ciltli bir kitap kapağının olması yanı sıra, bir de kılıfı vardı. Etkileyici bir başlangıç diye düşündüm, sunum önemli, malumunuz popülist bir dünyada yaşıyoruz, önem vermiyor olsam da, kitabına önem veren bir yazar ve yayınevi vardı karşımda. Neyse, gelelim mi artık kitaba?

Kitaba başladığımda, anlatıcı tekniği ile karşılaştım, en sevdiğim tekniklerden birisiydi kitap okurken, ilk ağızdan, gözlemlerini katan kahramanımızla birlikte ilerliyorduk, fikir ediniyorsunuz okurken, yanlış yönlendiriyor sizi, bazen doğru yolda ilerlemenize neden oluyor, yazarın hayal gücüne takılıp gidiyorsunuz bir şekilde.. Bu tekniği herkes başarılı kullanamaz, bilginiz olsun. Ama yazar bunun hakkını vermiş, hatta kahramanımızın bir kadın olmasını da işin içine katacak olursak, duygusal karmaşasını da güzel aksettirmişti. Nihayetinde sizler için kadınlar karışık duygu yoğunluğu olan varlıklardır.

Kitap fantastik içerikli bir kitap, bu şekilde başlıyorsunuz, adından anlaşılacağı üzere, Kahin, gelecekten bilinmeyenleri, olacakları, öngörüleri sunan kişi, bilimle, akılla, mantıkla, alakası olmayan, bir konu. Bir nevi falcılık, şarlatanlık diyebiliriz. Metafizik boyutunu irdeleyecek sanırım diye bekliyorsunuz, hani 3.cü göz, kalp gözü, temiz kalpliliğin bir tık ötesine gitmek için de 752 sayfa biraz fazla diye düşünmedim değil hani? Neyse, okumaya başladıkça, esas kızımızın özü sözü bir erkeksi yapısı, ama içindeki acı çeken küçük kız, gazeteciliği doğru yadsımış olmasının verdiği ilerleme olarak görmenizi sağlayan dürüstlüğü ön plana çıkıyor. Ekip tamamlanınca da olaylar başlıyor, her şey bir elektronik posta ile başlıyor, sanal dünyanın postacısı kapıyı 2 den fazla çalıyor ve film burada kopuyor, çünkü öngörüler gitgide iki kişiyi ürkütürken sizi de sürüklüyor, olay örgüsü daralması gerekirken, genişledikçe genişliyor, bir konu başka bir konuyu açıyor, açılan konular ise dağılmadan, ilerleyen sayfalarda karşınıza çıkıyor. İşte yazar burada bana göre + 10 değil, + 100 puan alıyor diyebilirim, çünkü; yazar, bilgisini, birikimini, donanımını, aklını, mantığını, hayal gücünü, kısacası yazmak için yazmadığı gerçeğini gözünüze gözünüze sokuyor çok amiyane bir tabirle.. Ben fizikten anlamam, parçacıklardan falan, fizik konusu olmasına karşın dikkatim dağılmadan, sıkılmadan okudum. Kitabı okurken, kitabın yazım aşaması, şunu da düşündürdü bana, bir okur olarak, edebiyatla ilgili birisi olarak, ülkesinde yaşananlara görmedim, duymadım, bilmiyorum oyununu oynamayan birisi olarak, romanlar, topluma ışık tutması gereken aynalardır. Evet, bir muhayyilenin ürünleridir, evet, sanatsal, kurgusal yazınlardır. Lakin, dönemine de ayna olmalıdır, olmalılardır, klasikler olarak okunan eserlerin en büyük ortak paydası da budur, Dünya klasiklerinin en büyük ortak paydası, romantizm, realizm, naturalizm, varoluşçuluk, ne derseniz, hangi akımı seviyor olursanız olun, hangi edebiyat tarzını benimsemiş olursanız olun, bugüne dek gelmesindeki en büyük pay, o dönemlerine ışık tutması ve serpiştirilen yada tamamen o dönemlere odaklı olmasıdır. Bu fikrim edebiyatla derinden ilgili olmamla da ilgili olsa gerek, sadece okur olmakla yetinen bir fikir değil elbette. Ama Günay Gafur'u okumak bana umut verdi, umut üzerine de söylenen o güzel tespitleri de es geçmeyeceğim. Ronicik de benim gibi, Nietzsche'nin bu cümlesine değiniyordu yer yer; “Ümit, kötülüklerin en kötüsüdür. Çünkü işkenceyi uzatır” hayat düsturumu okumak da hoşuma gitmedi değil, bir çok detayı yazmadım, üzgünüm, benim aldığım keyfi, lezzeti almanızı bekleyemem, nihayetinde ayrı dünyaların insanlarıyız. Ayrıca yazarın vermek istediklerini nasıl alacağınızı merak ediyorum.
Yazar, kitabında; fizik, kimya, edebiyat, coğrafya, bilgi teknolojisi, iletişim, psikoloji, sosyoloji aklınıza hangi bilimsel, eğitimsel konu geliyorsa hepsiyle kuşanarak çıkmış karşınıza...
Okurken siz de, zihninizi boşaltarak hazırlıklı olun derim, detaylarda gizli olan şeytanları bulun ve keyifle sarılın kitabınıza...

Türk edebiyatı adına ben gurur duydum, umut duydum, huzur buldum. Buna sebep olduğu için de sevgili Günay Gafur, size teşekkürü borç bilirim. Umarım, 2 güzel evladınıza isminiz, onurunuz ve değerleriniz dışında, bu harika eserleri de miras bırakırsınız, okur, yazara saygısından üstad der.. kırlaşmamış saçlarına, genç yaşına, vesselam medeniyet seviyesini en yüksekler de tutma çabasına, umudunu yitirmemiş olmasına hayranlık duyarak...

Sizi okumak, sizi tanımak güzelliğini yaşamış olmaktan sonsuz bir mutluluk ve gurur duyuyorum. Kaleminiz ve gri hücreleriniz var olsun ....