1940 civarında yazılmış kitabın içindeki pekçok cümleyi insanların yüzlerine haykırmak istediğim bir 2018 Eylülünden yazıyorum.
Aynı duyguları paylaştığım biriyle kitabı saatlerce konuşmak gerekirse tekrar tekrar okumak baştan başa bambaşka yorumlar,renkler, şekiller duymak kurmak istiyorum ki diğer incelemeler ve yapılan yorumların büyük bir kısmını okumaya çalışarak bu duyguyu gerçekten hissettim tüm inceleme,yorum yazanlara binbir şükranla.. Ben bu inceleme yazma konusunda pek becerikli olabileceğimi düşünmüyorum yeterli deneyim,bilgi,beceri eksikliği hissettiğimden belki de..o yüzden sadece okuyorum ve duvarda hep aynı noktaya kilitlenip düşünüyorum, düşünüyorum ve düşünüyor(dum) ama bu defa yazmak istedim çünkü tutamıyorum!
Kitabı mı anlatmalıyım yoksa kendimi mi kafam gerçekten karıştı.. Bitirdiğimden beri başka kitaba elimi sürmeyi deneyip kor alev tutmuş da soğuk suya kavuşmaya çalışır gibi içimdeki şeytana-veya şeytan sandığıma- sarılıyorum cümleleri tekrar tekrar okurken bu defa buraya yazarak bir iz bırakmaya karar verdim.. Ömer,Macide,Bedri Bey, Nihat.. hepinizi hem sevdim hem nefret ettim hayatta zaten kim mükemmel ki değil mi? Hepiniz verdiğiniz kararlar,yaptığınız yanlışlar,düştüğünüz bataklarla ,inandığınız doğrularla kendinizdiniz ve ben çok şey öğrendim sizden,her birinizden.
Kitaba başlamadan okuduğunuz önsöz ile bu kitabın öyle böyle değil de bambaşka bir atmosferi olduğunu anlıyorsunuz ama ben anlamazdan geldim sadece bir kurguymuşcasına okuyup bitirince ufak bir araştırmayla siyasi fikirler kavgasının ortasında kalıvermenin şaşkınlığıyla Kim haklı,ne doğru, tamam da geriye ne kaldı ?? çıkmazlarından virajı alarak yoluma devam ettim üzerlerine çok düşündüm ama yorum yapamadım çünkü zaman yaşanan her duruma bambaşka sonuçlar gebe bırakan garip bir kavram.. aradan geçen onlarca yılın kavgasının kitaba sindirilmesi beni yorum yapmayı bir kenara bırakarak sadece hayret ettiriyor ve aklıma kitaba karşı duyduğum duyguya ithafen şu mısra geliyor "Bir kavganın güzelliğinde sevdim !"
Peki neden sevdim bu kadar ? Neydi bendeki bu hal neyine tutuldum? Ben galiba kendimi buldum.. İçimde olmayan şeytanı karşıma alıp konuştum.Ömer'in dediği gibi "Atalet kanunu icabı sürüklenip gidiyorum.Eeeh" modunda takılırken birden kendime "... dümensiz sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde,insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz! " derken buldum.Galiba ayna karşısında durup bakmaya,bakıp görmeye fırsat buldum.Dilerim okuyan herkes kendi için doğru zamanda,doğru eleştirilerle okur.
Bitirmeden Bedri Bey'in hayatıma bıraktığı çok önemli bir sözü de bu incelemenin altına bırakmak istiyorum "Bu adamlara kızmak bile fazladır Macide !" Ve üzülerek söylüyorum ki haklı olmak silahı hala daha sahipsiz.. Eh bu kadar bik bik ettiysem,tabiki öneriyorum herkese keyifli okumalar