"İnci", John Steinbeck'in dünya edebiyatına kazandırdığı eşsiz eserlerden birisi. Steinbeck genellikle eserlerinde köylülerin, çiftçilerin, işçilerin hayatlarını ve yaşam koşullarını ele alır. Steinbeck göçmen ve ırgat bir ailenin çocuğudur, çocuk yaşlarda tarlalarda çalışmış çiftçilik yapmıştır. Ayrıca Steinbeck bütün dünyayı kasıp kavuran 1929 yılında ABD de başlayan "Büyük Buhran" da denilen büyük ekonomik krize de şahitlik etmiştir. (Gazap Üzümleri kitabında bu konuyu işler.) Tüm bu yaşanmışlıkları üst üste koyduğumuzda yazarın bu konuları eserlerinde işlemesi çokta şaşırtıcı olmasa gerek.
"İnci" ye dönecek olursak Steinbeck, bu eserini Meksika'da dinlediği bir halk hikayesinden esinlenerek oluşturuyor. İnci önce bir film senaryosu şeklinde yazılıyor daha sonraları romanlaştırılıyor.
"İnci" bir koyda yaşayıp geçimini inci avcılığıyla sağlayan Kızılderili köylülerden biri olan Kino ve ailesinin hikayesi. Kino'nun hikayesinde en değerlileri; eşi Juana ve bebekleri Coyotito. Tüm emeği, çalışması onlar için. Ancak bu hikayede de insanların emeklerini sömüren bir düzen ve yerli oldukları için onları hor görüp aşağılayan bir doktor var. Kino'nun hikayesi burada başlıyor: Bebeğini sokan akrebin zehrini iyileştirsin diye götürdükleri ancak onlarla Kızılderili ve fakir oldukları için ilgilenmeyen bir doktor, doktorun parasını ödeyebilmek için Kino'nun açıldığı denizde bulduğu kocaman inci ve o inciyi ele geçirmeye çalışan köylüler, düzenin kurucuları, doktor ardından Kino'nun umudu ve ailesinin geleceği için ailesi ve inciyle kaçışı... Eserde incinin bulunuşu ile Kino'nun ruhundaki değişimlere de şahitlik edeceksiniz. "İnci" nin önce umuda sonra hırsa ardından açgözlülüğe ve en sonunda nasıl bir yıkıma dönüştüğünü okuyacaksınız.