271 syf.
“Onların bütün bu insanların çok daha güzel günlere ve gerçek mutluluklara lâyık olduklarını düşünür ama mutluluklarının iyi beslenemeyen,gereğince aydınlanamayan,kendi gerçeklerini dahi kavrayamayan istekleri ile sınırlı kalmaya mahkûm olduğunu bilir,dertlenirdi:Mutluluklarının doruk noktası,gönüllerinin çektiği ile evlenmekti;görenek ve geleneklerle çemberlenmiş bir ev düzeni içinde çoluk çocuğa karışıp kendi yaşayış düzenlerini ve anlayışlarını onlara da en sağlam biçimde öğretebilmek idi. “ gibi bir analiz yapmış kitaptaki baş
kahraman doktor...Aslında burada anlatmak istediği gelenek ve göreneklere karşı duruş değil ;bu kasabada hayat süren insanların dünyayı algılama şeklinin sadece bundan ibaret olmasıdır.Özellikle siyasi bir dönemeçte olan Türkiye’nin gidişatından endişe duyduğu için,insanların bu haline tepkili...Herkesin bir şeyler yapmasını istiyor ve bunu isterken hiç istemediği siyasete bulaşıyor. Çünkü o siyaseti-mebusları daha ziyade- hayatında, işinde başarılı olamamış insanların tatmin olmak için yani bir yere varamamış olanların tatmine ulaşmak için yaptığı bir mecrâ olarak görüyor. Burda gerçekten yazar 1940-1950’li yıllardaki siyasetten anlatmasına rağmen görmüş olduğum şimdiki mebuslardan-bazılarını tenzih ediyorum-bir fark yok.Yazarın vizyonun açık olduğunu burada daha iyi anlıyoruz. Sonuçta doktor okumuş olmasının vermiş olduğu imkânla da siyasette kendine yer buluyor. Ama bundan memnun değil. Diğer taraftan düzenin işleyişini de beğenmediği için olaya el atmak amacını da güderek o da bir siyasî oluyor.Romandaki asıl mesele Türkiye’nin bir yol ayrımında değil bir dönemeçte olduğunun anlatılmak istenmesi.