Dönemeçte (Toplu Eserleri 4)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.139
Gösterim
Adı:
Dönemeçte
Alt başlık:
Toplu Eserleri 4
Baskı tarihi:
Mayıs 2004
Sayfa sayısı:
271
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750502354
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Tarık Buğra bu romanında Türkiye'nin tek parti egemenliğindeki cumhuriyetten çok partili rejime, "demokrasi"ye geçiş aşamasını, Cumhuriyet döneminin kavşaklarını ele alan öteki romanlarında olduğu gibi, yine Anadolu taşrasından, oraya özgü insanların dünyasından ele alıyor. Ancak bu kez, daha önce mağduriyet hallerinde, hırpalanan, bastırılan yanları ile tipleştirilen bu insanların, DP'nin harekete geçirdiği bireysel kar, kazanç, girişim, hırs ve saikleri ile sarmalanmış portreleri ön plandadır. Tarık Buğra, bu eserinde hem bu ortamın demokrasinin yüce siyasal değerleri ve amaçları ile muhataralı ilişkisini sorguluyor, hem de bu ortam ve insan ilişkileri bağlamında bir aşk hikayesini aşk kavramının labirentlerinde dolaştırarak anlatıyor.
(Arka Kapak)
Tarık Buğra'nın bireyden hareketle topluma ışık tutan, ders niteliğinde kitabı. Resmi tarihin yanında bu tür kitapların da okunması kişiyi körü körüne bir inanma ve ezberden kurtaracaktır diye düşünüyorum. Üslubu, dili, benzetmeleri şahane.
Herkese tavsiye etmiyorum. Sürekli polisiye okuyan, tek taraflı aşk acısını anlatan kitaplar okuyan, din tüccarlarının yazdığı türden kitapları sevenler okumasınlar efendim.
Tarık Buğra denince bir durup düşünülmeli diyorum. Okulda hocanın ödev vermesi üzerine okuduğum ilk 50 sayfada anlamak için çaba sarf ettiğim sonrasının çorap söküğü gibi geldiği bir kitap. Bir aşk üzerinden Türkiye'nin politikasını sosyal hayatını görüp yargılama fırsatı elimize geçiyor. En güzeli de köylü aydın arasında ki fark. Ve aydının kendisini gördüğü yer ve işlevinin sarsıcı durumu
Türkiyenin kuruluşundan Adnan Menderesli dönemlerine kadar olan süreçteki dönemi dönemeç kıvrımları ile hafif de romantizm katarak anlatmış..Etkileyici ama sarsıcı değil..Tema pek yüzeysel işlenmiş..
“Onların bütün bu insanların çok daha güzel günlere ve gerçek mutluluklara lâyık olduklarını düşünür ama mutluluklarının iyi beslenemeyen,gereğince aydınlanamayan,kendi gerçeklerini dahi kavrayamayan istekleri ile sınırlı kalmaya mahkûm olduğunu bilir,dertlenirdi:Mutluluklarının doruk noktası,gönüllerinin çektiği ile evlenmekti;görenek ve geleneklerle çemberlenmiş bir ev düzeni içinde çoluk çocuğa karışıp kendi yaşayış düzenlerini ve anlayışlarını onlara da en sağlam biçimde öğretebilmek idi. “ gibi bir analiz yapmış kitaptaki baş
kahraman doktor...Aslında burada anlatmak istediği gelenek ve göreneklere karşı duruş değil ;bu kasabada hayat süren insanların dünyayı algılama şeklinin sadece bundan ibaret olmasıdır.Özellikle siyasi bir dönemeçte olan Türkiye’nin gidişatından endişe duyduğu için,insanların bu haline tepkili...Herkesin bir şeyler yapmasını istiyor ve bunu isterken hiç istemediği siyasete bulaşıyor. Çünkü o siyaseti-mebusları daha ziyade- hayatında, işinde başarılı olamamış insanların tatmin olmak için yani bir yere varamamış olanların tatmine ulaşmak için yaptığı bir mecrâ olarak görüyor. Burda gerçekten yazar 1940-1950’li yıllardaki siyasetten anlatmasına rağmen görmüş olduğum şimdiki mebuslardan-bazılarını tenzih ediyorum-bir fark yok.Yazarın vizyonun açık olduğunu burada daha iyi anlıyoruz. Sonuçta doktor okumuş olmasının vermiş olduğu imkânla da siyasette kendine yer buluyor. Ama bundan memnun değil. Diğer taraftan düzenin işleyişini de beğenmediği için olaya el atmak amacını da güderek o da bir siyasî oluyor.Romandaki asıl mesele Türkiye’nin bir yol ayrımında değil bir dönemeçte olduğunun anlatılmak istenmesi.
Çok partili siyasi hayata geçiş sürecinde yaşanan sancılar, küçük bir anadolu kasabasında kendiliğinden oluşan cepheleşmeler üzerinden ifade edilmeye çalışılmış.
Çok partili döneme geçişte bir anadolu kasabasinda yaşananlar, kapitalist sistemun getirdikleri, karakter analizleri ile anlatılmış. O dönem yaşamış gibi hissetdim. Zevkle okudum. Bir de gizemli bir aşk hikayesi araya sıkıştırılmış.
Bayılırım kendimle alay etmeye. Hiç sululuk istemem kendimle aramda; ciddi olalım derim. Yüz vermem.. kendime. Oyunda da öyle: Oyna derim, oynarım; kaybet derim, o zaman da kaybederim. Ama, kazan deyince kazanmanın yolunu bir türlü bulamadım.
Korkuya kapıldığı su götürmezdi; demek ki bilincinde değildi milyarlarca kişinin oynadığı rolün bir kere de kendisine verildiğinin. O da milyonlarca yanılgının bir yenilmesiydi: Benim gençliğim geçmez! Onu dilediğimce, dilediğim her şeye karşı kullanabilirim.!

Hatırladı; kendisi de böyleydi. Ve böyle olan bir sürü insan tanımıştı. O önlenemez kuvvet, o eşsiz kuvvet; yani gençlik, insanı içinden, içinden iteler, aldatırdı. Mutlaka razı ederdi o Don Kişot yolculuğuna.. devlerin peşine düşürürdü.

Sonra da korkular başlardı. Alttan alta. Devlerin yenilmezliği anlaşılmaya başlardı. O bitmez, o geçmez sanılan kuvvetin -bir mum gibi.. gözle görülürcesine- milim milim ama durdurulamaz, yavaşlatılamaz bir tempo ile eriyip gitmekte olduğu sezilirdi.
Bununla beraber, Fakir Halit'i asıl korkutan ve endişelere düşüren şey onların bilgisizlikleri değildi; hırsları idi; hınçları idi.
Düzenli, asıl önemlisi, hiçbir tutkuya yaka kaptırmamış, zamanın ve geçiciliğin korkusuna yenilip gelgeçler ile sapıtmamış bir hayatı küçümseyerek avunmaya gönlü razı gelmiyordu.
Mevlana’nın iddiası, yüzyıllrca sonra , bir kete daha ispatlanıyordu:
“Odunun çokluğundan aleve ne?”
Adam kökten inkarcıydı.Bu da doğruydu. Ama öğrencilerine sadece felsefesini vermemiş, hatta onu aşılamaya hiç çalışmamış, aksine ve tam bir çelişki ile, şiirde Yahya Kemal’e, Yunus Emre’ye, romanda Dostoyevski’ye, tiyatroda Çehov’a ve bunların benzerlerine hayran olmaları için didinip durmuştu. ”Ben buyum felsefede, siz de bir şey olmaya bakın” derdi; ”Öğretmenin düşünceyi ve hür düşünmeyi öğretmeye değil de, bir düşünceyi aşılamaya kalkışması olabilecek namussuzlukların en iğrencidir. “ derdi. Bunlar da doğruydu.
Tarık Buğra
Sayfa 27 - İletişim
Çalışmak elbette bir erdemdir. İnsanı insan yapar, toplumları geliştirir, yüceltir. Ama önce çalışmak nedir,onu bilmeli."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dönemeçte
Alt başlık:
Toplu Eserleri 4
Baskı tarihi:
Mayıs 2004
Sayfa sayısı:
271
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750502354
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Tarık Buğra bu romanında Türkiye'nin tek parti egemenliğindeki cumhuriyetten çok partili rejime, "demokrasi"ye geçiş aşamasını, Cumhuriyet döneminin kavşaklarını ele alan öteki romanlarında olduğu gibi, yine Anadolu taşrasından, oraya özgü insanların dünyasından ele alıyor. Ancak bu kez, daha önce mağduriyet hallerinde, hırpalanan, bastırılan yanları ile tipleştirilen bu insanların, DP'nin harekete geçirdiği bireysel kar, kazanç, girişim, hırs ve saikleri ile sarmalanmış portreleri ön plandadır. Tarık Buğra, bu eserinde hem bu ortamın demokrasinin yüce siyasal değerleri ve amaçları ile muhataralı ilişkisini sorguluyor, hem de bu ortam ve insan ilişkileri bağlamında bir aşk hikayesini aşk kavramının labirentlerinde dolaştırarak anlatıyor.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 62 okur

  • Serdar Küçükbozdöl
  • Murat Turhan
  • Zehranur Yavuz
  • ռεşε
  • Irksız
  • Uğur
  • Barbaros
  • Özleم
  • Cem Topuz
  • Ayşe E.

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.4
14-17 Yaş
%3.7
18-24 Yaş
%25.9
25-34 Yaş
%40.7
35-44 Yaş
%14.8
45-54 Yaş
%3.7
55-64 Yaş
%3.7
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.5
Erkek
%45.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.7 (3)
9
%27.8 (5)
8
%27.8 (5)
7
%16.7 (3)
6
%5.6 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%5.6 (1)