Küçük Ağa

Tarık Buğra
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Bedeli binbir çeşit acıyla ödenen topraklar.
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2025 19:13
Şimdiye kadar neden okumamışım dediğim bir kitap! Tarık Buğra, "Küçük Ağa" adlı romanında kurtuluş savaşı yıllarını konu edinmiş. Fakat bunları siyasi bir sıkıcılıkta değil halkın gözünden anlatmış. Tabii ilerleyen bölümlerde siyasi olarak değindiği kısımlar da var ama hiçbiri okumayı zorlaştıracak boyutta değil. Kitapta halkın düştüğü çelişki daha doğru ifadeyle tereddüt mükemmel şekilde yansıtılmış. Bir tarafta kurtuluşun kuvayımilliyede olduğuna inananlar, diğer tarafta 600 yıllık Osmanlı medeniyetinin yıkılacağına ihtimal vermediği için kurtuluşu İstanbul' dan bekleyenler... Müthiş bir, arada kalmışlık; kime destek vermenin vatana, millete, dine daha faydalı olacağını anlamaya çalışmanın ve buna geç olmadan karar vermek zorunda olmanın getirdiği vicdani yükümlülük....Bir diğer tarafta ise asırlarca aynı toprağı, havayı, suyu paylaşanların ihanetleriyle; bunların içinde bile hala sadık kalanların kendi ırkları ile Türkler arasındaki arada kalmışlığı... Savaştan bir kolunu kaybederek dönen Salihle başlayıp, İstanbullu Hocanın Akşehir'e gelişiyle gelişen ve İstanbullu Hocanın "Küçük Ağa"ya dönüşümüyle kıvamını bulan harika bir hikâyeydi. Yazar, karşıt görüşlerdeki kişilerin bu görüşlere neden dayandıklarını yargılayıcı bir üslup içermeden mantık çerçevesinde işlemiş ve yanılanların neden yanıldığını da yine aynı mantık çerçevesinde en güzel lisanla açıklamış. Çok keyif aldığım, asla tarihi ve siyasi değil fakat tüm bunları içinde barındıran epik bir roman okudum. Sonunda beni ağlatmış olduğunu da belirtmek isterim. Hâlâ Küçük Ağa'ya, gencecik karısı Emine'ye üzülmeden edemiyorum. Bir hikâyeydi belki okuduğum ama eminim ki o yıllarda bundan çok daha fazlası vardı. Allah ecdadımızdan razı olsun.
Alıntı
Küçük AğaTarık Buğra · İletişim Yayınları · 201511,9bin okunma
9/10
·479 syf.··
2022 127. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Ekim 2022 01:15
Milli mücadele döneminde Kuvayi milliye birliklerinin ortaya çıkmasını ve Anadolu halkının o günlerde içinde bulunduğu sosyo-psikolojik yönünü çok başarılı bir şekilde veriyor. İlk okuduğumda İnce Memed havasını hissetmiştim ve kitabın sonuna kadar da hakim his olarak devam etti. Yazarın dili ve karakterlerin şiveli konuşmalarıda aynı zamanda Yaşar Kemal in dilini çağrıştırıyor. Akıcı bir roman. Tarih ve vatan bilincini geliştirmek için okunması gereken bir eser.
Küçük AğaTarık Buğra · İletişim Yayınları · 201511,9bin okunma
22 yaşında yeniden doğmak!
Puan vermedi·479 syf.··
Beğendi
·
2020 30. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2020 01:43
İki kitabın birleşimi olan bu romanın ilk bölümü, Salih karakterinin cepheden bir kolunu kaybetmiş ve yaralı bir şekilde memleketine yani Akşehir'e dönmesi ile başlıyor. Bu başlangıç ilk bakışta bize baş karakterin Salih olduğunu düşündürüyor. Salih umursamaz tavırları ve kasaba halkının tasvip etmediği kişiler ile ilişkileri neticesinde kısa sürede kasabanın nefret ettiği bir insana dönüşüyor. Bu sırada kasabaya İstanbullu Hoca adında genç bir din adamı geliyor. Âhlakı, bilgisi ve güvenilirliğinin sayesinde kasaba halkı çok kısa sürede onu kabul ediyor ve büyük saygı duymaya başlıyorlar. Sayfalar ilerledikçe baş karakter olarak ortaya çıkan Salih'in, aslında İstanbullu Hoca'ya bu ünvanı yavaş yavaş hazırladığını anlıyorsunuz. En yakın dostu Niko'nun Osmanlı'ya karşı yürütülen planlarda en önlerde yer aldığını öğrenen Salih büyük bir değişim geçirir ve Niko ile hesaplaşmak için Kuvvâ lehine çalışmalara başlar ve aynı hızda kasabada sevilen bir kişi haline gelir. Bu sıralarda İstanbullu Hoca padişaha bağlılığını her seferinde yineler. Bu durum onun hakkında ölüm kararının çıkmasına neden olur. İstanbullu Hoca yoğun ısrarlar üzerine ailesini geride bırakarak kasabayı terk eder. Gittiği yerde kimliğini unutturur ve artık Küçük Ağa diye anılır. Kitabın ilk bölümü de Salih'in ve İstanbullu Hoca'nın bu dönüşümünü aktarmış olur. Salih ile yolları buluşan Küçük Ağa aslında kaderi olan kararı verir ve kimliğini gizlemeye devam ederek çetecilerin arasında Kuvvâcılara çalışmaya başlar. Kitabın ikinci kısmi bu macerayı anlatır. Çerkez Etem birliklerine kadar yerleşen Küçük Ağa kurtuluş için çok büyük yararlar sağlamıştır ve yolu en sonunda Ankara'ya düşer. Ankara'ya ulaştığında rahatlayacağını sanan Küçük Ağa, asıl savaşın burada; silahsız, topsuz, tüfeksiz yapıldığını görür ve
Edebiyat
Küçük AğaTarık Buğra · İletişim Yayınları · 201511,9bin okunma
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2023 18. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2023 11:48
Sıcağı sıcağına, kitabı bitirir bitirmez yazıyorum. Mahvoldum, hüngür hüngür ağladım ve uzun süre etkisinde kalacağım, eminim. Beni tanıyanlar çok iyi bilirler ki, tarih okuması benim için “meydan okumak” gibi bir şey. Tarih okumalarından zevk alamayanlar fakat Kurtuluş Savaşı yıllarını merak edip öğrenmek isteyenler, bu kitap tam size göre. Benim için tarihimizi öğrenmek ancak bu şekilde mümkün oluyor maalesef ama inanın hiç sıkılmadan ve büyük bir heyecanla okudum. Elinizden düşmeyecek. Vatan, uğruna her fedakârlığı gösteren bu iki insanı, İstanbullu Hoca ve Çolak Salih’i eminim bağrınıza basacak ve asla unutamayacaksınız. Duygu yoğunluğu yaşadığım bir kitaptı ve kocaman bir iyi ki döküldü kalbimden. Tarihi sevdiren kitaplar arasına girdin “Küçük Ağa”. ♡
Küçük AğaTarık Buğra · İletişim Yayınları · 201511,9bin okunma
Geçmişini bilmek gerekir.
9/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 19:57
İş yerine okuyalım diye alınmış bir kitaptı. İki arkadaş aynı anda okuduk. Daha önce okuyan başka bir arkadaşın yavaş gidiyor, sıkıcı demesine rağmen biz severek okuduk. Vatanını seven herkesin mutlaka okuması gerekiyor ve kesinlikle çok akıcı, merak uyandırıcı. Bugünleri anlamak için o günlere bakmak şart. Uçurumun kenarında bir devlet , fakr u zaruret içindeki halk... Biz ne günlerden ne zorluklardan geldik. İlkokuldayken bütün millet Kurtuluş Savaşı'na katılmış gibi anlatılır ya da biz öyle anlardık. Meğer biz bu büyük savaşı halkın üçte birlik bölümüyle yapmışız. Türk milletiyle gurur duyuyorum. O günlerden bugünlere geldik. Hıyanet, kararsızlık, vatanseverlik. Dua ederken sadece vatanseverlere ediyorum. Hainler elbet cezasını bulacak. Bu memleket bir yandan uzun tırnakları uzun saçlarından pis, derisi de saçları da yağlı Damat Ferit Paşalarla dolu olabilir. Ama diğer yandan cesur Kuvayi Milliye ruhu asla ölmez. Yıllarca yanyana yaşadığımız Ermeni'nin, Rum'un ihaneti bizi İngiliz'in, Fransız'ın işgalinden çok daha fazla yaralamış olabilir. Ama Hak bizden yana oldukça vız gelir. Özetle bize bugünleri veren başta ulu önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve değerli komutanları olmak üzere kahraman Türk askerine, gerçek vatansever halkımıza sonsuz minnetlerimi, saygı ve sevgilerimi sunmayı görev bilirim.
Duygu ve Düşünce
Küçük AğaTarık Buğra · İletişim Yayınları · 201511,9bin okunma
KÜÇÜK AĞA PENCERESİNDEN GÜNÜMÜZE BAKMAK
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2018 21. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ağustos 2018 22:02
    Tarık Buğra yaşasaydı eğer; teşekkür etmek isterdim ona. Derdim ki: “Tarık hocam, bana tarih okumayı sevdirdiğiniz için size çok teşekkür ederim…” -     Çolak Salih’le giriş yaptığımız mücadele yıllarından Küçük Ağa -ya da İstanbullu Hoca mı demeliydim- ile çıktık. Bu vatanın hangi evladı Küçük Ağa romanın son sayfasını da okuyup kapağı kapatırken içinden, taa en derinden; ciğerinden gelen yangını hissetmez?     “Tek tek değil de bir arada susuşun bir başka manası var gibiydi. Belki de dünyanın sonu böyle beklenirdi.” diyebilmek için milletçe düştüğümüz sessizlik zindanında kaç kez ziyaretimize geldiniz Tarık Buğra?     Savaştan çolaklık damgası vurularak dönen Salih’i Yunan dostu Niko karşılamıştı tren garında ve Buğra şöyle anlatıyordu aralarındaki diyaloğu; “Niko iki konserve kutusu, bembeyaz ekmek, sucuk ve çatalla geldi. ‘Ye… Sucuk domuz etinden değil.’ Güldü. Bir şeyler hesaplar gibi sustu, sonra yine konuştu: ‘Ama artık sizinkiler domuza momuza bakmıyorlar.’ Güldü: ‘Ne verirsen yiyorlar.’ “ Ah o dehşetli zamanlar, ah o yokluk; kaç hassasiyetin derinden çatırdayışına sahne olmuştu? Ve geriye çekilip şöyle bir dikkatle bakınca bu manzaraya; biz ne ara sizinkiler ve bizimkiler olmuştuk? Bir millet… Bir savaş… Bir meydan… Binlerce can…
Tarih
Küçük AğaTarık Buğra · İletişim Yayınları · 201511,9bin okunma
9/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2020 20. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2020 00:24
Cumhuriyet dönemi yazarlarımızdan olan Tarık Buğra, Küçük Ağa adlı eserini, hakim (ilahi) bakış açısıyla kaleme almıştır. Yazar yapmış olduğu tasvirlerle olayın, okurların gözlerinin önünde canlanmasını sağlamıştır. Konusu: Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti, eski gücünü kaybetmeye başlamış, isyanlar ve işgallerle zayıf duruma düşmüştür. Kitapta bir Anadolu kasabası, olan Akşehir'den yola çıkılarak, kurtuluş mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır. Olaylar Akşehir'in bir kasabasında başlar ve gelişir. Ben bu kitabı okurken başlarda sıkıldım. Ama kitaba devam ettiğimde kendimi kitabın içerisindeymiş gibi hissettim. Yazar duygularını öyle bir işlemiş ki, siz o duyguları yaşıyorsunuz... Yeri geldi sinirlendim, yeri geldi ağlamaklı oldum, yeri geldi güldüm.Kitapta yaşadığım tek sıkıntı anlamını bilmediğim kelimeler ile karşılaşmamdı.Kitabı okurken yanınızda sözlük ya da internetteki TDK'den yararlanmanızı tavsiye ederim. KEYİFLİ OKUMALAR...
Tarih
Küçük AğaTarık Buğra · İletişim Yayınları · 201511,9bin okunma
10/10
Kitabı almadan önce akıcı mıdır, sıkılır mıyım acaba diye kendime sormadan edemedim ama sonunda almaya karar verdim. Iyi ki de okumuşum. Gayet akıcı, sade bir dille yazılmış bir kitaptı. türk halkının kurtuluş savaşı içerisinde yalnız düşmana karşı savaşmadığını, aynı zamanda kendi içinde de psikolojik ve dramatik bir savaş da verdiğini gösteren eser. diyaloglar o kadar güçlü ki, konuşmanın içinde buluyorsunuz kendinizi. Keyifli Okumalar.
Edebiyat
Küçük AğaTarık Buğra · İletişim Yayınları · 201511,9bin okunma
Puan vermedi·479 syf.··
2020 7. kitabı
Küçük Ağa, Kurtuluş Savaşı yıllarında, siyasal karar ve tartışma merkezlerinin uzağında, Kuvvacı/Millici denilen, ama ne oldukları, neyi temsil ettikleri pek bilinmeyen birilerinin açtığı savaşa katılıp katılmamanın vebalini tartarak bir karar verme durumunda kalan insanları anlatır. Asırlardır sadece “halife-i ruyi zemin”in, padişahın açtığı sancağın altında savaşılacağı bilgi ve inancıyla yaşamış taşra insanlarının, halife-padişah çağrısının yokluğunda ve işgal haberleri yayılırken yaşadıkları ikilemlerin, açmaz ve iç çalkantıların, kendileri ve kaderlerine sahip çıkma hakkında yeniden düşünmek zorunda kalışlarının hikâyesidir. Tarık Buğra’nın kendi deyişiyle Küçük Ağa, destanlara yakışır bir konuyu ele almasına rağmen, destan değil, gerçekliği anlatan bir romandır. İttihatçıların ve Kuvvacıların değil, inanç ve gelenek kalıtıyla başbaşa, ilk kez kendisi ve kendi adına geleceği için karar vermeye çalışan bir ahalinin “kahraman”ı olduğu bir roman..
Küçük AğaTarık Buğra · İletişim Yayınları · 201511,9bin okunma
Puan vermedi·479 syf.·
2020 81. kitabı
Küçük Ağa , Tarık Buğra’nın en tanınmış romanıdır. Kitapta, Birinci Dünya Savaşı sonrası halkın düştüğü zor durum ve Milli Mücadele konu alınmıştır. Bir Anadolu kasabasında işgalin ve işgalcilere karşı direnişlerin gerçekçi bir anlatımla verilmesi eserin önemini artırmaktadır. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü ve azametini kaybetmiş, isyanlar ve işgallerle zayıf duruma düşmüştür. Romanda, bir Anadolu kasabası olan Akşehir'den yola çıkılarak, kurtuluş mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır. Olaylar Akşehir kasabasında başlar ve gelişir.
Edebiyat
Küçük AğaTarık Buğra · İletişim Yayınları · 201511,9bin okunma

Yazar Hakkında

Tarık BuğraYazar · 42 kitap
Süleyman Tarık Buğra, Türk gazeteci ve roman, hikâye, oyun ve fıkra yazarıdır. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının tanınmış yazarlarındandır. Çok yönlü bir yazar olan Buğra, özellikle romanlarıyla tanınır. 1991'de devlet sanatçısı unvanı almıştır. 1918'de Akşehir'de doğdu. Babası, Akşehir'de ağır ceza hâkimi olarak görev yapan Erzurumlu Mehmet Nazım Bey, annesi Akşehirli Nazike Hanım idi. Çocukluğunun geçtiği Akşehir'i eserlerinin çoğunda mekân olarak tercih etti. İlk ve ortaokulu Akşehir'de okudu. Ortaokulda Rıfkı Melül Meriç'in öğrenicisi oldu. 1933'te ortaokulu bitirdikten sonra yatılı öğrenci olarak İstanbul Erkek Lisesi'ne devam etti. İstanbul Lisesi’nde Hakkı Süha Gezgin'in, Pertev Naili Boratav'ın öğrencisi oldu. Yazar olmaya onuncu sınıfta karar verdi. Tarık Nazım müstear ismiyle hikâye ve şiirler yazmaya başladı. Okulun yatılı kısmı kapanınca Konya Lisesi'ne geçti ve 1936'da mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde iki yıl okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne geçti. Parasızlık nedeniyle zor bir öğrencilik dönemi geçirdi ve üç yıl sonra mezun olamadan bu okuldan da ayrıldı. 1942-1945 yılları arasındaki üç yıllık askerlik görevi sırasında devlet memurlarının bıyıklarını kesme kuralını ihlal ettiği için on bir sürgün yaşadı. İlk piyeslerini ve ilk romanını askerliği sırasında yazdı. İlk eseri, Akümülatörlü Radyo başlıklı piyesti. Eser, Şehir Tiyatroları tarafından reddedilince, Yalnızlar başlığıyla roman hâline getirdi. Askerli hizmetini tamamladıktan sonra İstanbul'a döndü ve 1947'de Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Burada Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan'ın öğrencisi oldu. Bir yandan da Şişli Terakki Lisesi'nde muallim muavinliği görevinde bulundu. 1948'de yazdığı Oğlumuz başlıklı hikâyesi Cumhuriyet gazetesinin açtığı yarışmada ikincilik ödülüne layık görüldü. Bu ödül ona edebiyat ve basın dünyasının kapılarını araladı. 1949'da ilk kitabı olan ve içinde 13 öykü bulunan Oğlumuz'u yayımladı. Çınaraltı dergisini çıkaran Yusuf Ziya Ortaç, kendisine dergiye katılmasını, Sanat Hareketleri başlıklı sütunda her hafta bir öykü yazmasını önerdi. Dergiye gönderdiği ilk hikâye, “Havuçlu Pilav Meselesi” başlıklı hikâyesi oldu. Basın dünyasından da iş teklifleri alan yazar, bu teklifler sayesinde basın hayatına atılmak için cesaret buldu ve Edebiyat Fakültesi’nden mezuniyet tezini vermeden ayrıldı. 1949-1952 arasında Akşehir’de babası Erzurumlu Mehmet Nâzım Bey’le birlikte “Nasreddin Hoca” gazetesini çıkardı. 1950'de Jale Baysal ile evlendi, on sekiz yıl sonra boşanma ile sonlanan bu evlilikten 19 Aralık 1951’de kızları Ayşe dünyaya geldi. 1952'de babasını kaybeden Buğra, gazeteyi elden çıkardı ve İstanbul'a döndü. Aynı yıl, ikinci hikâye kitabı “Yarın Diye Bir Şey Yoktur” yayımlandı. 1952-1956 arasında Milliyet, Vatan, Yeni İstanbul gibi gazetelerde edebiyat tenkitleri ve denemeler yazdı. Gazeteciliğinin bu ilk yıllarında Abdi İpekçi, Reşat Ekrem Koçu ve Peyami Safa ile çalışma imkanı bulduğu bilinmektedir.[5] Bu arada üçüncü öykü kitabı İki Uyku Arasında'yı (1954)'te yayımlayan Buğra, 1955'te Siyah Kehribar başlıklı bir roman yazdı. Dönemin faşist İtalya'sında geçen romanın pek çok eleştirmen tarafından hoş görülmedi ve yazar bir bekleme dönemine girerek uzun süre başka roman yazmadı. Gazeteciliğe 1956-1957 yıllarında Vatan ve Yenigün gazetelerinde yayın müdürü olarak devam etti. 1958'de Milliyet gazetesi spor sayfası sorumluluğu yapan Buğra, aynı yıl Tercüman ve Yeni İstanbul gazetelerinde de yazarlık görevini sürdürdü. 1959'da önce Tercüman'ın, ardından Yeni İstanbul'un, ardından da Türkiye Spor isimli günlük spor gazetesinin yayın müdürlüğünü yaptı. 1962 yılında ise Yol adlı haftalık derginin yayın müdürlüğünü yaptı. Bu arada Türk Kurtuluş Savaşı’nı konu edinen Küçük Ağa romanını hazırladı. Küçük Ağa, 1963 yılında Yeni İstanbul'da tefrika edildi ve 1964'te de kitap olarak yayımlandı. Çok olumlu tepkiler alan roman, Mehmet Kaplan tarafından mezuniyet tezi olarak kabul edildi ve böylece Buğra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden diploma aldı.[8] Küçük Ağa'nın ardından dördüncü öykü kitabı Hikâyeler'i, Küçük Ağa'nın devamı olan Küçük Ağa Ankara'da ve ardından da Komik-i şehir Naşit'in hayatını anlattığı İbiş'in Rüyası'nı tamamladı. İbiş'in Rüyası, 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması'nda başarı ödülüne değer bulundu. Buğra, 1970-1976 arasında Tercüman gazetesinde köşe yazarlığı ve sanat sayfaları düzenleme işini sürdürdü. 1976'da Tercüman'dan emekli oldu ve zamanını bütünüyle edebiyata verdi. Firavun İmanı (1976), Dönemeçte (1978), Gençliğim Eyvah (1979), Yağmur Beklerken (1981) adlı dönem romanlarını yayımladı. Bu romanlarda Cumnuriyet'in çeşitli evrelerini, demokrasiye geçiş sürecindeki çalkantıları konu edindi. Devlet Tiyatroları'nda Edebi Kurul Başkanlığı'nda Edebi Kurul üyeliği yaptı. 8 Eylül 1977'de hikâye yazarı Hatice Bilen ile ikinci evliliğini yaptı. Yazarın, Ayakta Durmak İstiyorum (1966) ve Üç Oyun (1981) adlarıyla kitaplaştırdığı piyeslerinin hemen hepsi sahnelendi, romanları da TV dizisi haline getirildi. Fıkralarından seçmeleri Gençlik Türküsü (1964), gezi notlarını Gagaringrad (1962), dil ve edebiyat üzerine yazılarını Düşman Kazanmak Sanatı (1979), denemelerini ise Bu Çağın Adı (1979) başlıklarıyla yayımladı. Tarık Buğra'nın Sakıp Sabancı'nın hayatını anlattığı Patron başlıklı bir piyesi, Mimar Sinan'ın hayatını anlattığı bir senaryosu ile Mehmed Akif'in hayatını ele alan bir romanı da mevcuttur. Buğra, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş yıllarını anlattığı Osmancık'la (1985) Millî Kültür Vakfı edebiyat armağanı’nı, “Yağmur Beklerken” romanı ile de 1989 Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü'nü aldı. 1991'de devlet sanatçısı unvanı aldı. 1993'teki ani rahatsızlığının ardından kanser teşhisi konan Buğra, tedavi gördüğü Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 26 Şubat 1994'te hayatını kaybetti. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. 1999-2000 öğrenim döneminde İstanbul'un Pendik ilçesinde açılan bir liseye “Tarık Buğra” adı verilmiş; 2002’de Akşehir merkez Ortaokulu’nun adı "Akşehir Tarık Buğra İlköğretim Okulu" olarak değiştirilmiş ve 2004 yılında Akşehir'e bir Tarık Buğra heykeli dikilmiştir. Ayrıca Ankara’da Millî Kütüphane önünde bir heykeli bulunur. Tarık Buğra, tarihçi Ayşe Buğra'nın babasıdır. Ayşe Buğra, iş adamı Osman Kavala ile evlidir.