Yalnızlar

Tarık Buğra
Tahmini Okuma Süresi:
7 sa. 8 dk.
Sayfa Sayısı:
252
Basım Tarihi:
Mayıs 2018
Yayınevi:
Ötüken Yayınları
ISBN:
9789754371352
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Sıralamalar
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi
En son Üniversitede okurken okumuştum Tarık Buğra'yı. Yıllarca edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra beğenmez olmuştum. Yıllar sonra elime alınca da ne kadar dahiyane tespitleri olduğunu anladım. Doktor karakteri edebiyattaki birçok kötüyü siler süpürür. Murat'ın beşik kertmesi Şükriye'ye bir şişe zehri mutluluk diye pazarlaması, şeytanın bile aklına gelmez. Hürrem, tüm kadınların zihninde taşıdığı fikirlerin abidesi gibi. Hürrem'i satışa çıkarmak için bir ürünü pazarlar gibi pazarlayan annesi...Sadece okunmamalı, sırf karakterleri için psikoloji bölümünde bile okutulmalı.
YalnızlarTarık Buğra · Ötüken Yayınları · 2018699 okunma
10/10
·252 syf.··
Beğendi
·
2025 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2025 15:46
Yalnızlar, Türk yazar ve gazeteci Tarık Buğra’nın 252 sayfadan oluşan, İnsan ilişkilerinin romanıdır. Yazarın ilk eserim dediği "Akümülatörlü Radyo adlı tiyatro oyununun romana dönüşmüş halidir. Tarık Buğra’nın ilk eseri ve psikolojik tahlillerle dolu eseridir. Dört karakterin hisleri, kendileriyle verdiği savaşları ve kelimenin tam anlamıyla yalnızlıkları işlenmiştir. "Altın çağında, gençliğinde çektiği yoklukların bir toplum düşmanlığına dönüşmesini önleyen, ama iyi niyetlerinin tepkilerini sertlikten kurtaramayan DOKTOR RIZA... Onun ölümle karşı karşıya getirip hayata yeniden kazandırdığı GENÇ KIZ: tek umudun ayakta tuttuğu ŞÜKRİYE... Mutluluğun bir ameleliği olduğunu kavrayamayan HÜRREM ile MURAT! Kalbi sevgi ile dolu ama bütün sevgilerin ve sorumlulukların kaçağı, yenik HÜSEYİN BEY!
Edebiyat
YalnızlarTarık Buğra · Ötüken Yayınları · 2018699 okunma
Puan vermedi·252 syf.··
2025 9. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ağustos 2025 04:13
Kitabı ve kitabın sonunu da çok beğendim.Akıcıydı aslında ama ben biraz ara vermek zorunda kaldığım için mi bilmem sonunu zor getirdim, bitmek bilmedi sanki.Güzel bir romandı okumanızı tavsiye ederim :)
1000Kitap
YalnızlarTarık Buğra · Ötüken Yayınları · 2018699 okunma
9/10
·240 syf.··
2018 8. kitabı
Herkes saklar yalnızlığını; Kimi bencillikle, Kimi küstahlıkla, Kimi ise büyük umutlara sıkı sıkı sarılarak... Kendimizden her kaçışta yeni bir "ben" buluyorsak yalnızız vesselam. Kitabı okuduktan sonra kitabın bendeki tezahürü bu şekildedir.
Edebiyat
YalnızlarTarık Buğra · Ötüken Yayınları · 2018699 okunma
9/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2019 38. kitabı
Çok ağır bir dönemimde, beni anlayacak bir insana ihtiyacım varken, hatta bunu yüreğimdeki canhıraş çığlıklarla isterken, kütüphanede direk olarak Tarık Buğra'nın olduğu rafa gittim. Bir yerlerde yine yazmıştım, bu adam benimle ilgili bir şeyler biliyor, deye. Kesinlikle yanılmıyorum, çünkü bana kalırsa bu adam insanların bütünüyle ilgili bir şeyler biliyor; en karanlık taraflarını. Kitabın başından sonuna kadar Murad, Hurrem, Rıza, Şükriye arasında dolandım durdum. Hepsinde bir parçamı buldum. Kendimi bulamadıklarımsa çevremde bulduklarım oldu. Kalbim sıkışa sıkışa okudum. (Aramızda kalsın, bir ara bu kitap benim sebebim olur, bile dedim.) Bana çok acı verdi. Bilmem belki şimdilerde bir La Fontaine masalı okusam o da bana acı gelebilir ama bu kitap benim için bir dönüm noktası olabilir. Çok İyi veya çok kötü yönde. Sanırım herkese hitap etmez bu roman ama birine biraz hitap etmişse onun asla unutamacağı bir eser olur. ( Ne yazdığına dönüp bakmacağım, çok sarsıldım.)
YalnızlarTarık Buğra · Ötüken Yayınları · 2018699 okunma
uzgunum bu bir inceleme degil
Puan vermedi·252 syf.·
pek inceleme gibi olmayacak, bugun hakkinda yazayim biraz… uzun bir aradan sonra ilk edebiyat dersine bu kitabi sohbet tadinda degerlendirerek girdik, huseyin hocayi o kadar ozlemisim ki ders ilac gibi geldi, tum ihtiyacim buymus sanki, futursuzca ettigi her cumleyi defterime hizlica karalamaya calisirken ufak bir kelimeyi kacirmanin endisesini yeniden tatmak enfesti, bir sonraki hamlesini hicbir zaman kestirememek ve o deli dolu anlatisi, edebiyata olan bagliligi ve koca bilgi birikimiyle tum dikkatimi kendisine vermememe imkan yok. gozlerimin parildadigini hissediyorum adami dinlerken ki bu tamamen ona duydugum merak ve saygidan kaynaklaniyor… dersi boyle islemek benim isime geliyor hem siz detaylari bile yakaliyorsunuz bana gerek kalmiyor derken soluksuz, nefes dahi almadan anlattigi, belki de tamamen uydurdugu hikâyeler, dil bilgisine pek onem vermeyip -en buyuk iki korkumdan biri dil bilgisi sorusuyla bana dogru gelen ogrenci dedigi an gozlerimin onune geldi- edebiyat dersinin tamamen metinler uzerinden islenmesi gerektigini savunmasi fikrimce harika bir nimet bizler icin. ayakkabisini cikarip havaya kaldirisiyla bircan’a verdigi tepki, okuyacagimiz kitaplar listesinin her ders degismesi, yerli yersiz hepimize satasmasi, bulundugu varsayimlar ve o siradan, seffaf posetin icindeki 18, 20 kitabi sirtinda bohca gibi tasiyan hâliyle kalbimin en gozde yerinde kocaman bir tahta sahip kendisi -poset bulamadigi zamanlarda kemerine sikistirir kitabi ki bu goruntuye, ozellikle arkadan baktiginiz vakit, gulmemenize imkan yoktur- ogle vakti, arka bahceden tek basima donuyordum, neden yalniz oldugumu sordu tabii, ben de, her birimiz yalniz degil miyiz aslinda dedigim an onaylayarak bana attigi muzip bakis ve hemen felsefe yap tsbii cumlesi size ne kadar siradan geliyorsa benim
YalnızlarTarık Buğra · Ötüken Yayınları · 2018699 okunma
Puan vermedi·252 syf.·
Beğendi
·
2023 9. kitabı
Yalnız—lar, birbirlerinden bir hayat çizgisiyle ayrıdırlar, hep biraz dışarıya kaçan ve taşan o çizgilerde; o istenmeyen yalnızlıktadırlar. Kimse varamaz bir kimsenin yalnızlığına zira evvelinde varmalıdır kimsesiz yalnızlığına. Yalınlıktan gelme midir yalnızlık yahut kimsesizlikten mi, bilinmelidir. Yalnızlık kimedir, yalnızlık neyedir ve neydedir; insan yalnızken en çok kimdedir, kimin yalnızlığı ile baş etmektedir ve kimin yalınlığını yalnızlık zannetmektedir, bilinmelidir. Murat, yalındır ve yalınlığına yalnızca Hürrem'i kabul etmektedir zira Hürrem'in yalınlığı tanıdık ve yalnızlığı baş edilebilir vaziyettedir. Hürrem'in yalnızlığında Murat'ın yılgın yalnızlığı yoktur. O, herkesin eliyle işaret ettiği yöne; herkesçe bakmanın reddedinde, kendi yalnızlığına adımlamanın geçilen eşiğinde, yalnızlığıyla varamadığı ilişkinin hülyalı ve gafletli yalnızlığında, mütehassıs, boğulmaya ramak kalanın çırpınışındadır. Hürrem ise hiç değildir bu sezgilerde, yalnızlığın pekâlâ unutulabilir ve uyutulabilir olduğu bir eşikte; herkesle gizlediği ve herkesçe gizlendiği yalnızlığıyla bilinen Doktor'u beklemektedir. Doktor'un yalnızlığı yılgın değil, bilakis yıldırıcı ve nüktedandır. Yıldırıcıdır zira yalnızlığa kendi kuvvetiyle itilenleri anlamakta ve izahında tamah göstermemektedir. Nüktedandır zira insanın çekmekten yorulduğu beyhude küreklerde, ne suyu ne sandalı itecek kuvvetin varlığından söz edilememektedir, Doktor buna vâkıftır. Lâkin insan yorgundur, kendi canhıraş yalnızlığında yorgun. Şükriye'nin berceste yalnızlığı gibi. Şükriye'nin yorgun yalnızlığı ve onun yalnızlığını yorgunluğuyla koyultan babası Hüseyin Bey'in meyus hâllerinde oluşu gibi. Baba ve kızın, ölmek üzereyken yaşama dönüşü ve ölmek üzere olan yaşamlarına dönüşü, ölümü ve yaşamı, hastayı ve hastalığını bilen
YalnızlarTarık Buğra · Ötüken Yayınları · 2018699 okunma
Puan vermedi·252 syf.·
2025 53. kitabı
Kitabı hızla okudum, son sayfa bittiğinde içimde yarım kalan duygular vardı. Tekrardan sindirerek okumaya başladım. Doktordan nefret ettim. Rıza Candaş’ta çok fazla narsistlik gördüm. Fafner’i yenmiş ya… Sonunda doktor da kendini farketti lakin geçmiş olsun… Ya Hürrem. Kendisi için yaşayamamış, içgüdüleri için kendisinden fedakarlık etmiş… İlgi ve sevgi görmek, kendi gücünün farkında olamayıp, gücün gölgesinde eksikliği doldurulamamış hayat. Kimse senin kadar sabırlı olamazdı Şükriye… Tarık Buğra, insani duyguları ve iletişimi çok güzel anlatmış. Güzel bir edebi eser olarak tadı damağımda kaldı.
1000Kitap
YalnızlarTarık Buğra · Ötüken Yayınları · 2018699 okunma
8/10
·240 syf.··
2019 2. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2019 14:48
"Altın çağında, gençliğinde çektiği yoklukların bir toplum düşmanlığına dönüşmesini önleyen, ama iyi niyetlerini tepkilerini sertlikten kurtaramayan Doktor Rıza... Çürümelere karşı hayatın savunucusu Rıza! Onun ölümle karşı karşıya getirip hayata yeniden kazandırdığı genç kız... Tek ümidin ayakta tuttuğu Şükriye! Mutluluğun bir ameleliği olduğunu kavrayamayan Hürrem ile Murad!" Yazarın karakterleriyle ilgili olan özeti bu. Parça parça yalnızlığa giden insanlar... Romanda olaydan çok, psikolojik betimlemeler ön planda. Yazardan okuduğum ilk kitaptı ve kalemine, o betimlemelere hayran oldum. Bir sürü satırın altını çizdim, bir sürü yerde kendimi buldum. Yazarın Murad'a olan tabiriyle söyleyeyim: 'Hayatın dışında, zamanı kavrayamayan' insanlarsanız eğer bu kitap tam sizlik olabilir. İyi okumalar...
Edebiyat
YalnızlarTarık Buğra · Ötüken Yayınları · 2018699 okunma
9/10
·252 syf.··
2025 29. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 21 Mart 2025 00:00
Kalabalıklar içindeki “yalnızlar”ın romanı bu eser. Hepsi hayat tarafından farklı şekilde büyütülmüş, şekillenmiş, yolları kesişmiş kişiler… Hep başkaları için var olup kendi olamamış başka kalıplara sığmaya çalışmışlar. Kendilerini, kendi sevdiklerini şeyleri bulabilecekler mi? Kim bilir, belki de saadet vardır.
YalnızlarTarık Buğra · Ötüken Yayınları · 2018699 okunma

Yazar Hakkında

Tarık BuğraYazar · 42 kitap
Süleyman Tarık Buğra, Türk gazeteci ve roman, hikâye, oyun ve fıkra yazarıdır. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının tanınmış yazarlarındandır. Çok yönlü bir yazar olan Buğra, özellikle romanlarıyla tanınır. 1991'de devlet sanatçısı unvanı almıştır. 1918'de Akşehir'de doğdu. Babası, Akşehir'de ağır ceza hâkimi olarak görev yapan Erzurumlu Mehmet Nazım Bey, annesi Akşehirli Nazike Hanım idi. Çocukluğunun geçtiği Akşehir'i eserlerinin çoğunda mekân olarak tercih etti. İlk ve ortaokulu Akşehir'de okudu. Ortaokulda Rıfkı Melül Meriç'in öğrenicisi oldu. 1933'te ortaokulu bitirdikten sonra yatılı öğrenci olarak İstanbul Erkek Lisesi'ne devam etti. İstanbul Lisesi’nde Hakkı Süha Gezgin'in, Pertev Naili Boratav'ın öğrencisi oldu. Yazar olmaya onuncu sınıfta karar verdi. Tarık Nazım müstear ismiyle hikâye ve şiirler yazmaya başladı. Okulun yatılı kısmı kapanınca Konya Lisesi'ne geçti ve 1936'da mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde iki yıl okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne geçti. Parasızlık nedeniyle zor bir öğrencilik dönemi geçirdi ve üç yıl sonra mezun olamadan bu okuldan da ayrıldı. 1942-1945 yılları arasındaki üç yıllık askerlik görevi sırasında devlet memurlarının bıyıklarını kesme kuralını ihlal ettiği için on bir sürgün yaşadı. İlk piyeslerini ve ilk romanını askerliği sırasında yazdı. İlk eseri, Akümülatörlü Radyo başlıklı piyesti. Eser, Şehir Tiyatroları tarafından reddedilince, Yalnızlar başlığıyla roman hâline getirdi. Askerli hizmetini tamamladıktan sonra İstanbul'a döndü ve 1947'de Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Burada Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan'ın öğrencisi oldu. Bir yandan da Şişli Terakki Lisesi'nde muallim muavinliği görevinde bulundu. 1948'de yazdığı Oğlumuz başlıklı hikâyesi Cumhuriyet gazetesinin açtığı yarışmada ikincilik ödülüne layık görüldü. Bu ödül ona edebiyat ve basın dünyasının kapılarını araladı. 1949'da ilk kitabı olan ve içinde 13 öykü bulunan Oğlumuz'u yayımladı. Çınaraltı dergisini çıkaran Yusuf Ziya Ortaç, kendisine dergiye katılmasını, Sanat Hareketleri başlıklı sütunda her hafta bir öykü yazmasını önerdi. Dergiye gönderdiği ilk hikâye, “Havuçlu Pilav Meselesi” başlıklı hikâyesi oldu. Basın dünyasından da iş teklifleri alan yazar, bu teklifler sayesinde basın hayatına atılmak için cesaret buldu ve Edebiyat Fakültesi’nden mezuniyet tezini vermeden ayrıldı. 1949-1952 arasında Akşehir’de babası Erzurumlu Mehmet Nâzım Bey’le birlikte “Nasreddin Hoca” gazetesini çıkardı. 1950'de Jale Baysal ile evlendi, on sekiz yıl sonra boşanma ile sonlanan bu evlilikten 19 Aralık 1951’de kızları Ayşe dünyaya geldi. 1952'de babasını kaybeden Buğra, gazeteyi elden çıkardı ve İstanbul'a döndü. Aynı yıl, ikinci hikâye kitabı “Yarın Diye Bir Şey Yoktur” yayımlandı. 1952-1956 arasında Milliyet, Vatan, Yeni İstanbul gibi gazetelerde edebiyat tenkitleri ve denemeler yazdı. Gazeteciliğinin bu ilk yıllarında Abdi İpekçi, Reşat Ekrem Koçu ve Peyami Safa ile çalışma imkanı bulduğu bilinmektedir.[5] Bu arada üçüncü öykü kitabı İki Uyku Arasında'yı (1954)'te yayımlayan Buğra, 1955'te Siyah Kehribar başlıklı bir roman yazdı. Dönemin faşist İtalya'sında geçen romanın pek çok eleştirmen tarafından hoş görülmedi ve yazar bir bekleme dönemine girerek uzun süre başka roman yazmadı. Gazeteciliğe 1956-1957 yıllarında Vatan ve Yenigün gazetelerinde yayın müdürü olarak devam etti. 1958'de Milliyet gazetesi spor sayfası sorumluluğu yapan Buğra, aynı yıl Tercüman ve Yeni İstanbul gazetelerinde de yazarlık görevini sürdürdü. 1959'da önce Tercüman'ın, ardından Yeni İstanbul'un, ardından da Türkiye Spor isimli günlük spor gazetesinin yayın müdürlüğünü yaptı. 1962 yılında ise Yol adlı haftalık derginin yayın müdürlüğünü yaptı. Bu arada Türk Kurtuluş Savaşı’nı konu edinen Küçük Ağa romanını hazırladı. Küçük Ağa, 1963 yılında Yeni İstanbul'da tefrika edildi ve 1964'te de kitap olarak yayımlandı. Çok olumlu tepkiler alan roman, Mehmet Kaplan tarafından mezuniyet tezi olarak kabul edildi ve böylece Buğra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden diploma aldı.[8] Küçük Ağa'nın ardından dördüncü öykü kitabı Hikâyeler'i, Küçük Ağa'nın devamı olan Küçük Ağa Ankara'da ve ardından da Komik-i şehir Naşit'in hayatını anlattığı İbiş'in Rüyası'nı tamamladı. İbiş'in Rüyası, 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması'nda başarı ödülüne değer bulundu. Buğra, 1970-1976 arasında Tercüman gazetesinde köşe yazarlığı ve sanat sayfaları düzenleme işini sürdürdü. 1976'da Tercüman'dan emekli oldu ve zamanını bütünüyle edebiyata verdi. Firavun İmanı (1976), Dönemeçte (1978), Gençliğim Eyvah (1979), Yağmur Beklerken (1981) adlı dönem romanlarını yayımladı. Bu romanlarda Cumnuriyet'in çeşitli evrelerini, demokrasiye geçiş sürecindeki çalkantıları konu edindi. Devlet Tiyatroları'nda Edebi Kurul Başkanlığı'nda Edebi Kurul üyeliği yaptı. 8 Eylül 1977'de hikâye yazarı Hatice Bilen ile ikinci evliliğini yaptı. Yazarın, Ayakta Durmak İstiyorum (1966) ve Üç Oyun (1981) adlarıyla kitaplaştırdığı piyeslerinin hemen hepsi sahnelendi, romanları da TV dizisi haline getirildi. Fıkralarından seçmeleri Gençlik Türküsü (1964), gezi notlarını Gagaringrad (1962), dil ve edebiyat üzerine yazılarını Düşman Kazanmak Sanatı (1979), denemelerini ise Bu Çağın Adı (1979) başlıklarıyla yayımladı. Tarık Buğra'nın Sakıp Sabancı'nın hayatını anlattığı Patron başlıklı bir piyesi, Mimar Sinan'ın hayatını anlattığı bir senaryosu ile Mehmed Akif'in hayatını ele alan bir romanı da mevcuttur. Buğra, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş yıllarını anlattığı Osmancık'la (1985) Millî Kültür Vakfı edebiyat armağanı’nı, “Yağmur Beklerken” romanı ile de 1989 Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü'nü aldı. 1991'de devlet sanatçısı unvanı aldı. 1993'teki ani rahatsızlığının ardından kanser teşhisi konan Buğra, tedavi gördüğü Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 26 Şubat 1994'te hayatını kaybetti. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. 1999-2000 öğrenim döneminde İstanbul'un Pendik ilçesinde açılan bir liseye “Tarık Buğra” adı verilmiş; 2002’de Akşehir merkez Ortaokulu’nun adı "Akşehir Tarık Buğra İlköğretim Okulu" olarak değiştirilmiş ve 2004 yılında Akşehir'e bir Tarık Buğra heykeli dikilmiştir. Ayrıca Ankara’da Millî Kütüphane önünde bir heykeli bulunur. Tarık Buğra, tarihçi Ayşe Buğra'nın babasıdır. Ayşe Buğra, iş adamı Osman Kavala ile evlidir.