‘Bazılarımız mücadele etmeli. Büyük özgürlük geleneklerini savunmak gerek. Ben partizan değilim. Rezalet gördüm mü düzeltmeye çalışırım. Parti isimlerinin hiçbir anlamı yok. Sadece özgürlük geleneği önemli. Sıradan insanlar ondan vazgeçecektir, ah evet. Daha sakin bir hayat uğruna özgürlüğü satacaklar. Bu yüzden dürtüklenmeleri gerekiyor’.
‘Bu dünyaya sırf Tanrı’yla bağlantı kurmaya getirilmediniz. Böyle şeyler insanın tüm gücünü ve iyiliğini tüketebilir’.
‘Ne de olsa bugünlerde her şey çabucak değişiveriyor ve herkes çabucak unutuveriyor, pek gazete okunmaması da cabası’.
Bazı kitaplar gerçekten her döneme, her çağa uyum sağlayabiliyor. Otomatik portakal da bu kitaplardan biriydi benim için. Distopya türünü zaten sevmekle birlikte, kitapta güçlünün kurbana dönüşünü, insan zihniyle oynayan ve insanı insan olmaktan çıkaran her hareketin ağır bir bedeli olduğunu, inişleri ve çıkışlarıyla arkadaşlık ve aile ilişkilerini keyifle okudum. Yazım dili başta fazla argo gelse de kitabın konusuyla bir bütünleşme sağlamıştı.