Gabriel Garcia Marquez’in 24 saatlik zaman diliminde geçen, sonu başından belli, bir cinayetin öyküsünü anlattığı (gerçek bir hikayeden kurgulanmış) romanı.
Baştan belirteyim ilk defa bir kitap incelemesi yaparken fazla spoiler verir miyim diye gerilmedim, çünkü en büyük spoilerı zaten yazar ilk sayfada kendi veriyor.
Yukarda da belirttiğim gibi yazar okuyucuya ilk sayfada hangi karakterin öleceğini belirtmesine rağmen, okurken bir şekilde sonunun başka bir yere bağlanmasını, bizim toplumumuza çok da uzak olmayan gerçekliğinin en azından kitapta, yaşananlardan bağımsız, umut edilen sonla bitmesini bekledim sanırım.
Kitapta hemen herkesin işlenecek olan cinayetten haberinin olmasına rağmen suskunlukları, katil olan iki kardeşin aslında içten içten bunu istemeseler de toplum psikolojisine karşı koyamayışları, hiç kimsenin -gerçekliği bile belli olmayan bir sebepten dolayı- işlenecek olan cinayete karşı çıkmayışları, beni okurken aşırı gerdi. Sanırım germesi de aslında çokta yabancı gelmemesindendi. Belki bizde günlük hayatımızda birebir ya da dolaylı yoldan şahit olduğumuz, ama elimizden bir şey gelmediği için, ya da belki çeşitli nedenlerden görmemezlikten geldiğimiz bir sürü rahatsız edici olaya şahit olup, sessizce izlemişizdir..
Sanırım bu yüzden Santiago Nasar’ın kurtulmasını, birinin onu uyarmasını bekledim. Ama yukarda da belirtiğim gibi gerçek bi olaydan alıntıydı bu roman ve gerçekler çoğu zaman umut edilen gibi sonuçlanmazdı..
Not: Benim Marguez’in okuduğum ilk kitabı. Diğer kitaplarını okumadan bir alışkanlık kazanmak istedim diline ve yazarın genel akışına, ama gözümü korkutan bu kısa romanda bile çok fazla karakter ve bunların çok uzun Latin isimleri var. Ben bunları aklımda tutmakta zorlandıysam , karakter bolluğuyla meşhur Yüzyıllık Yalnızlık’ı okumama daha var sanırım :)