Puan vermedi·336 syf.····Okunma: 11 Kasım 2018 18:40 Saramago'yu okumuş olmanın üç ayrı güzelliği oldu benim için:
1)_ Yeni bir yazarla tanıştım
2)_ Çok iyi bir yazarla tanıştım
3)_ Çok iyi bir kitapla tanıştım
Kitabı bitirdikten sonra Saramago'nun neden Nobel Edebiyat ödülü aldığını çok iyi anladım. Müthiş bir anlatım, müthiş bir kurgu ve müthiş bir metaforlar dünyası. Kitap sizi ne kurgusundan koparıyor ne de metaforik anlatımından, çünkü yazar kullandığı metaforları öyle güzel yerleştimiş ki kurguların arasına. Zaten yazarın kendine has bir anlatım tarzı var; noktalama işareti olarak sadece nokta ve virgül kullanıyor. Diyaloglarını bile virgüllerle anlatmış, ama bu asla bir karmaşıklığa ve kopukluğa sebep olmamış, tam tersi birkaç sayfa sonra alışıveriyorsunuz bu yeni tarza, sanki tüm kitaplar böyle yazılıyormuş gibi.
Kitabın konusuna gelecek olursak, bir ülkede durup dururken baş gösteren körlük ve körlüğün salgın bir hastalık gibi insanların arasında nasıl yayıldığı anlatılıyor. Ama bu körlük bizim bildiğimiz körlük değil, bilinenin aksine birden tüm dünyanız kararmıyor tam tersine aydınlanıveriyor her yer, bembeyaz kesiliyor tüm dünya. Toplumsal yaşamın ne denli yaşanmaz hale geldiğini anlatmak için çok doğru bir metafor seçilmiş bence; "körlük metaforu."
" Biz zaten kördük, gördüğü halde görmeyen körler" diyor yazar, bu da zaten içinde yaşadığımız dünyayı anlatmak için yeterli sanırım. Ne kadar duyarsız, bencil, anlayışsız varlıklara dönüştüğümüzün farkında değiliz maalesef, körüz biz, her gün gördüğümüz insanları bile görmüyoruz aslında, duymuyoruz birbirimizi, anlayamıyoruz. Kendi ellerimizle yaşamı yaşanmaz hale getiriyoruz, sonra yaşamın yaşanamamazlığından şikayet edip duruyoruz. Sanırım kimse insanlara, yaşama körleştiğini kabul etmek istemiyor.
Kitabın sonunda herkes görme yetisini tekrar kazanıyor, sanırım Saramago bize; "Yaşam oldukça hala umut var demektir " demek istiyor.