·222 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Kasım 2018 05:52 Kuyucaklı Yusuf'u bir solukta okudum.
Güçlü ve dengeli betimlemeleri, toplumsal yapı, insan ilişkileri ve doğanın son derece gerçekçi tasviri sayesinde kitabı elinizden bırakmadan zevkle okuyorsunuz.
Romanın finalinde Yusuf Edremit ovasına sırtını dönüp atını dağlara sürerken içimi kaplayan hüzün ve öfke eşliğinde Sabahattin Ali'nin şu dizeleri gelip oturdu hafızama:
"Şehirler bana bir tuzak
İnsan sohbetleri yasak
Uzak olun benden uzak
Benim meskenim dağlardır dağlar
Dağlardır dağlar, dağlardır dağlar..."
Romanın ilk aklıma getirdiği şey, Kuyucaklı Yusuf'un İnce Memed'e benzerliği ve 1937'de yayınlanan romanın kendisinden sonraki en önemli edebiyat eserlerine ciddi şekilde etki etmiş olduğu gerçeğini farketmem oldu. Nitekim roman hakkında yazılanlara göz atınca Filiz Ali ile yapılan bir röportajda bu noktaya değinildiğini gördüm. Filiz Ali'nin aktardığına göre Yaşar Kemal, "Kuyucaklı Yusuf olmasaydı ben İnce Memed'i yazamazdım." demiş.
Daha 41 yaşında, en verimli döneminde devlet destekli karanlık bir cinayete kurban giden Sabahattin Ali'nin kendisinden sonraki edebiyatçı kuşağını derinden etkilediği açıktır.
Türk romancılığına asıl etkisinin başyapıtı sayılacak Kuyucaklı Yusuf üzerinden gerçekleştiğini söylemek de yanlış olmaz sanırım. Çünkü kendisinden önce ve kendi çağdaşı edebiyatçılar Anadolu insanını işlerken hep geriliği, aydınlanmamışlığı ve batılılaşma sorunsalını öne çıkarırlarken S. Ali Kuyucaklı Yusuf'la doğrudan sistemi, toplumsal yapıyı sorguluyor. Romanda eşraf ve devlet görevlilerinin taşrada kurduğu kokuşmuş, adaletsiz, vicdansız ve ahlaksız düzen çarpıcı bir şekilde gözler önüne serilmiş. Bu kirli ilişki ağına ve yaşam tarzına, doğal ve saf kalmış Kuyucaklı Yusuf'un kişiliğinde bir isyan resmedilmiş.