·328 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Kasım 2018 02:04 Kitabın ana teması, yeni bir hikaye değildi benim için. Sırf bu nedenden keyif almayacağımı düşünmüştüm. Ama yanılmışım. Aynı konu, daha farklı bir biçimde işleniyor. Daha önce Ken Grimwood'un Zaman Çarkı kitabında olan temanın bir benzeri. Kısaca bahsetmek gerekirse, baş karakterimiz yüz yıllardır yaşamakta olan bir adam. Ama ölümsüz değil. Hikaye bu fikir üzerinde ilerliyor. Yüz yıllarca yaşamanın nasıl bir his olduğunu öğreniyoruz kitapta. Herkes yaşlanıp, bir bir ölürken, zamana meydan okumanın. Neredeyse ölümsüz olmanın insanı nasıl yalnızlaştırdığını, bir noktada insanlardan uzaklaştırmak zorunda kaldığını okuyorsunuz bu satırlarda. Sevmeye izin yok, aşık olmaya da. Zira sevdiğiniz herkes, bir gün gözlerinizin önünde ölüyor. Siz ise 439 yaşınızda, hala 41 yaşınızda görünebiliyorsunuz. Konuyu işleyiş biçimi açısından bu kitap beğenimi kazandı. Ayrıca hikayenin işlenişi de ayrı bir tat verdi diyebilirim.
Spoiler vermeden kısaca hikaye ve konudan bahsedelim. Tom Hazard 41 yaşında bir tarih öğretmenidir. Ama aslında bu, yeni seçtiği yaşantısında, çevresindekilerin bildiği kimliğidir. Tom aslında 439 yaşındadır. Erken yaşlanma hastalığı progeria'yı da tanımlamış Dr. Jonathan Hutchinson tarafından verildiği adıyla anageria adından bir sorundan mustariptir. Bu rahatsızlık, sıradan insanlara kıyasla çok daha geç yaşlanmaya neden olmaktadır. Neredeyse her 15 yılda 1 yaş. Üstelik Tom bu duruma sahip tek kişi de değildir. Sıradan insanları mayıs sineği, kendileri gibi olanları ise albatros, kısaca alba olarak adlandıran, Hendrich adında bir adamın kurduğu Albatros Cemiyeti'ne üyedir Tom. Bu cemiyetin görevi ise kendileri gibi olan insanları bulmak ve toplumdan korumaktır. Tom'un 1600'lü yıllarda evden kaçan kızı Marion da albatroslardan biridir ve Tom hayatı boyunca her yerde kızını aramıştır ve aramaya da devam etmektedir. Tom'un eski eşi Rose ve aradığı kızı Marion, cemiyet ve Hendrich ve çalıştığı okul ve iş arkadaşı Camille ile olan ilişkilere dair, geçmiş ve günümüz arasındaki gelgitlerle geçen bir hikaye bu.
Not: Domingo Yayınevi'nin pek çok kitabını okumuşumdur bu zamana kadar. Kendilerinde en çok takdir ettiğim noktalardan biri, kitaplarında yazım hataları olmayışıydı. Ama bu kitapta iki tane yazım yanlışı gördüm. Bu beni üzdü. Senden hiç beklemezdim Domingo.