"Duygusal şeyler okumayı sevmem!" diyerek bu kitabı okumaktan vazgeçebilirsiniz. Ben de öyleydim ama merakımdan okumak istedim ve iyi ki de okumuşum.
Bir kız çocuğu düşünün henüz 13 yaşında; o masum, saf sevgisi ve ya hayranlığı ile birine düşkün olmuş. Çocuktur, zamanla geçer; unutur gider, dersin. Ama bu kitabın kahramanı olan o çocuk; erginliğinde ve hatta bir ağaç gibi çiçeklendiği yaşlarında bile O'nu unutmamış. Neydi ona bu kadar hayranlık duymasını sağlayan? O havalı duruşu mu, yoksa yazdığı kitaplar mı ya da o yakışıklı sevimli oluşu mu? Hepsi. Her saniyesini bilmek isteyen ve onu takip eden o çocuk, erginlik zamanlarında üvey babası yüzünden yaşadığı evi terk ettiği 18'li yaşlarında, taşındığı yerden kaçıp gelip hala O'nu takip eden, onun sevgisine mahzar olmak isteyen... Günün birinde de onunla tanışıp, güzel geceler geçiren... Daha sonraları ise O'nun çocuğunu doğuran... O'nun bilmediği çocuğu... O'nun olmadığı yıllarda yaptığı tüm fedakarlıkları bir bir kaleme döktü; kendini O'nun aşkıyla olan çocuğuna bakmak için nasıl sattığını, nasıl insanlar arasında seni ararcasına kendisini kaybettiğini... Fırsat olduğunda aradan yıllar geçse de seni bulduğunda seninle tekrar olması... Ama en kötü yanı da şu ki; O hiç bir zaman onu tanımadı, bu acı onun içerisinde her zaman, her görüşmesinde yeniden belirdi ve onu yaktı... Yazmaya başladığında ise aradan yıllar geçmiş, çocuğu büyümüş ve ne yazık ki mektubu kaleme almasından bir gece önce vefat etmiş; ve artık her şeyi O'na haykırarak "Sen yoksan hayatımda ben de yokum bu hayatta" diyerek kendi de ölüme sürüklenen o aşığın feryadı bu mektup. Karşılıksız aşkın, her karşılaşmalarında yeniden karşılıksız kaldığı ve bu acı içerisinde tüm yaşadıklarını sadece O'nun için yaptığını kaleme aldığı bu kitabı şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum.