·320 syf.····Okunma: 29 Kasım 2018 14:35 Can Manay'ın ilk kitapta sinyallerini verdiği psikopatlık (psikolojideki ismini bilmiyorum bu rahatsızlığın) ikinci kitapta ışıl ışıl parlamaya başladı! Duru'nun "The Best! The One!" olma arzusunu bir güzel sömürüp muhteşem bir biçimde kendine hapsetmesi okunmaya değer bence.
İkinci kitapta tanıştığımız Tugay Bey'in Ada'yı bambaşka bir psikolojiyle aynı şekilde hapsetmesi de tesadüf değil.
Yaptığı ya da olduğu şeyi göstermek, alkışlanmak, takdir görmek isteyen her bireyin nasıl da kolay birer av olduğunu bir kere daha gözümüze sokmuş oldu kitap. Ayrı bir psikolojik çözümleme gerek bu olaylar için.
İlk kitaptaki bıktıran cinsellik burda da kendini gösteriyor. Can Manay'ın sevişme sahnelerinin (hikayelerinin) onun nasıl bir sapkın olduğunu ortaya koymak için olduğunu düşünerek gardımı almışken diğer karakterlerin hikayeleri girince araya gerçekten yıldırıcı oldu. Ben özellikle distopik bir biçimde memleketimde olan olayların akışıyla beynimi yorarken, araya giren sevişme sahneleri, seyrettiğim bir diziye, dakikalarca süren saçma reklam aralarının girmesi gibi beni sinirlendirdi açıkçası. Normalde reklam aralarında gider mutfağı falan toparlarım ama kitap okurken bu da yapılmıyor ve düşüncelerim çok bölünüyor.
Özge ile Mahmut Konmaz'ın parkta konuştukları sistem üzerine, çarkların dişlileri arasında nasıl sıkışıp kalmış olduğuma hatta belki de o dişlerden biri olduğuma dair bayağı bir düşündüm. Ben fark yarattığımı zannetmenin yanılgısıyla, elimden geldiğince bir şeyler yaparken aslında sistemin ne kadar antik, güçlü temeller üzerinde sarsılmaz ve sandığımdan da büyük olduğunu anladım. Vazgeçmeyi düşünmüyorum ama istediğimi asla elde edemeyeceğimin de farkındayım.
Neyse;
Bir kitap da ben yazacak değilim burda. Bence ikinci kitaptan burun farkıyla önde olmuş bu kitap.
Sıradaki Lütfen!