Stefan Zweig 1881 yılında Avustralya’da varlıklı bir ailede dünyaya gelmiş. Kültür ve edebiyat alanında eğitim görmüş. Hayatı boyunca da bir sürü eser kaleme alan Zweig, üzücü bir şekilde 61 yaşında intihar ederek yaşamını yitirmiş.
Satranç kitabını da intiharından birkaç ay önce tamamlamıştır. Kitapta yazarın psikolojisinden yansımalar da görebildiğimizi düşünüyorum.
Kitapta iki satranç ustası Buenos Aires ve Avustralyalı Dr. B’nin satranç turnuvası konu alınsa da Nazi döneminden ve bir esirin hayatıdan da izler barındırıyor. Özellikle suçsuz yere hapse atılan bu esirin içinde bulunduğu bunalım çok gerçekçi yansıtılmış. Yaşadığı hiçliğin kendisine müthiş ızdırap olduğu bir zamanda satrancın ne kadar ilaç gibi geldiğini göreceksiniz. O kadar ki satranç tahtası olmadan sadece zihniyle satranç oynayan ve hiçliğin ortasındaki sonsuz vakti sadece zihninde kendisiyle oynadığı satrançla doldurabilen ve satrançta karşılaşılabilecek tüm ihtimalleri düşünen bir adamın psikolojik gel gitleriyle birlikte gerçek bir satranç turnuvasında gerçek bir rakiple oynarken yaşadıklarını da net bir şekilde görebiliyoruz. Kendi zihniyle oynadığı bu oyunlar, zihinsel bölünmelere sebep olsa da, aslında ona bir yaşam amacı vererek hayatını da kurtarmıştır.
Kesinlikle okunmasını tavsiye ederim.