Psikolojik betimlemeler o kadar iyi ki karakterlerin duygu dünyası üzerinize çöküyor. Zweig Nazi dönemi gestapo gözetiminde aylarca yargılandığı anları bir satranç oyunuyla harmanlayıp yaşadığı ruhsal gerilimi okuyucuya alışılmış tarzında anlatıyor.İnsanların abartılı yorumlarına rağmen bu defa aynı hatayı yapmayarak beklentimi düşük tutup hayal kırıklığı sorununu çözdüm. Kitaba kötü demek Zweig ' e haksıklık olur fakat okumasanız hayatınızdan bir şey eksilir mi? eksilmez. Okuyanlar keşke bir şeyi bu kadar abartmasalar da tadında bıraksalar.
SatrançStefan Zweig · İnsan Kitap · 2017279,1bin okunma
Beynimizin bize neler yapabileceğini ya da bizim beynimizle neler yapabileceğimizi gösteren bir hikaye. Bizler, sınırlara meydan okuyacak beyin gücüne sahipken, belkide bizim yonetebildigimiz kadarı bize yeterli olandır. Keşfedilecek çok şey var kitapta. Bu yüzden tavsiye edilesi bir kitap.
SatrançStefan Zweig · İnsan Kitap · 2017279,1bin okunma
Satranç' ın ilk sayfalarında ilerlerken klasik bir hiçin varoluşunun anlatılacağını düşünmüştüm. Lakin okumaya devam ettiğimde çok fazla düşünmenin, takıntı durumunun insanda nasıl etkiler yarattığına şahit oldum. Benim gibi fazla düşünen insanların kendinden bulabileceği bir kitap.
SatrançStefan Zweig · İnsan Kitap · 2017279,1bin okunma
Zweig, Brezilya seyahatinde, memnuniyetle karşıladığı farklılıkların inşa ettiği ülkenin ruhuna saldığı güvenle, kendisini ve hayatını ifşa eden Satrançı yazar. Satranç'taki karakterler, orada yaşanıp gösterilen ayrıntılar, Zweig diye yaşanmış bir hikâyenin, "ben'in işaretleri olur. Kısa sayılabilecek bu öykü okuyucuyu katmanlı bir evrene çeker. Mesela satranç denen oyunun kendisi... 64 kare, 32 taş... Altmış dört karelik alan da insana hayat gibi dar gelir. Ama her şey göründüğü gibi değildir; oyuna katılan her taş biricik, oyun da fazla ihtimallidir. Satranç, yenen ve yenilenden oluşan, yenmek ve yenilmeye dönüşen bir hayatın gösterenidir.
Zweig'in "tekdüze bir dünya" dediği Amerikanlılaşma formu... Bütün içinde var olup beliren "ben", hümanizmin güzelim evladı "insan", tinsel yoksulluk ve tensel oburluk olarak beliren körleşme ve faşizmin neticesinde bir savaş makinesine dönüştürülmüş. Savaşın yıkımından kaçarken de bir başka barbarlıkla karşılaşmış: Tin'den vazgeçip kendini bütünüyle ten'in arzularına, oyunlarına vermek; her şeye rağmen sahip olmak, kazanmak, görünmek, sahneye çıkıp bir numaraya oturmak barbarlığı...
“Tekdüze bir dünya'da manzara şöyle görülür: "Yaşamını kişisel özgürlük çerçevesinde yürütmek, yaşamdan keyif almak artık çok kişi için geçerli değildir. Çünkü onlar şimdi bütünün bir parçası olduklarının, devasa bir gücün içinde atomlar gibi hareket ettiklerinin farkında değildirler. Kendilerini arınmışlığın dışına sürükleyen sıcak bir akıntının içinde mutlu mutlu yüzmekteler. Tacitus'un, gönüllü olarak köleliğe koşmak' dediği gibi kendi kendilerini uşak yapanların kişiliklerini yitirme coşkusu bütün halk topluluklarını yıkıyor. Şimdi sırada Avrupa var. Dünya savaşı ilk adımdı, Amerikanlaştırma da ikincisi oluyor.
Satranç, bir anlamda Avrupa
SatrançStefan Zweig · İnsan Kitap · 2017279,1bin okunma
Uzun süre önce aldığım bir türlü fırsat bulup okuyamadığım ama başlayınca neden bu kadar çabuk bitti diye üzüldüğüm kitap. Mirko'nun hayatına dalmışken tekrar doktorun hayatına dalıp sizi çok farklı bir hayata dahil ediyor. Satrançla başlayan yolculukta herkesin kendine göre bir anlam çıkarabileceği bir başyapıt.
Elime aldığım anda ara vermeden bir akşamda okumanın keyfini yaşadım.
Akıcılık, hayal gücü ve kelimelerin dansı kitaptan bir an olsun ayrılmanıza izin vermiyor.
Arkadaşıma gittiğimde ödünç almıştım. O gece bitirdim kitabı. Bir kaç saatte okunabilir. Çok sıkıcı bir durumu anlatsa da nedense eğlenceli geldi bana. İnsanoğlu birkaç metre kare yerde bile kendini oyalamanın yolunu buluyor. İlginç bir kitaptı bence, tavsiye ederim.
SatrançStefan Zweig · İnsan Kitap · 2017279,1bin okunma
Otobüs yolculuğu sırasında okumak için yanıma aldığım bu kitap kendisinden beklemediğim performansı gösterdiği için inceleme gereği duydum. Yazarın kitabı bitirdikten sonra intihar etmesi ve Zweig'in elveda mektubu niteliğinde olması kitap hakkındaki merakımı arttırdı ve tek seferde okudum.
Konusu akılda kalıcı ve günlük hayatta sohbet olsun diye anlatabileceğiniz türden. Bana insanın çaresizlik, boşluk ve hiçlik içinde ne kadar ileriye gidebileceğini gösteren bir kitap oldu. Dilini de sevdim, çok akıcı fakat ilk satırlarda dünya şampiyonu satranç oyuncusu Czentovic'i anlattığı kısımlar sıkıcı geldi bana. Dr.B.'nin psikolojisi ve yaşadıkları gerçekten güzel anlatılmış.
Savaşın yıkıcı tesirini hissetmeniz için cephede asker olarak yer almanıza gerek olmadığını, kitabı okuyunca tüm çarpıcılığı ile anlayabiliyorsunuz. Ana karakterin dört duvar arasında hayata tutunmak için çabaları ve zihinsel olarak değişimi, satranç gibi bir oyunu hayatının temeli haline getirmesi ve yaşamını bu şekilde idame ettirme çabaları... Üzerinde uzun uzadıya tartışılabilecek, kısa bir öykü.
Son derece etkileyici ancak kitabın sonu gerçekten basit bir şekilde bitti her ne kadar basit bir son olsada zweig'in etkileyici eserlerinden biri"okuyunuz"
SatrançStefan Zweig · İnsan Kitap · 2017279,1bin okunma
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.