Nöbetteyken bir doktor arkadaşın filmini izlemiş olup çok etkilenmesi sebebiyle başka bir hemşire arkadaşın hiç beğenmemiş olmasından ötürü çok büyük merakla başladığım kitaptı. Dünyanın en güzel aşk kitabı demişler bunun için zamanında. Ben o kadar güzel bir aşk göremedim açıkçası. Yazarın yazışına, okunuşuna, sarıp sarmamasına tek kelime edemem. İnce bir kitap olması sebebiyle hızlıca bitiyor zaten ama 50 sayfalık bir kitabı günlerce taşıdığımı bilirim. Açıkçası sardı. Ya da ben büyük bir merakla başladım şu anda kestiremiyorum.
Beğenip beğenmeme konusuna gelince hemşire arkadaşım gibi düşünüyorum. Fazla şişirilmiş övgüler duydum. Ve yine duydum ki aslında çeviri hatasıymış ama öylece süregelmiş. Aytmatov'a dünyanın en güzel aşk kitabını yazmışsınız dendiğinde ben savaşın beraberinde getirdiği çarpıklaşmayı yozlaşmaya anlattım demiş. Yani olaya nereden baktığınıza göre hissiyatınız değişiyor sanırım.
Kitap iki hikayeden oluşmakta ve ilk hikaye kitabın adını taşımasına rağmen ben ikinci hikayeyi daha çok sevdim.
Cemile'ye gelince... Hayatımda bir karakteri bu kadar sevmediğimi hatırlamıyorum. Aşkla evlendiğini iddia edilen kocasını savaşa göndermiş. Ailenin hem büyükleri hem küçükleri tarafından saygı gören, imkanlar dahilinde zannımca bir dediği iki edilmemeye çalışılan bir hatun. Kocası savaşta yaralanmış ve aylarca hastahanede kalmış. Garibim büyüklerine saygısından mektubunda son satırı tek cümleyle ona selam gönderdiği için, kocasının köylüsüyle kaçmış. Üstelik kocası hastahanede yatarken. Hele o kardeş varken düşmana ne gerek var diye düşünmeden edemiyor insan. Ben aşk falan göremedim kitapta anlayacağınız.
Okunmalı mı? Bence okunabilir. Sadece fazla içselleştiemek sinirsel harabiyet yaratabilir.