Stefan Zweig'ın şimdiye kadar (3-4 kitabını okudum.) okuduğum kitapları arasından en çok beğendiğim, en çok etkilendiğim, içimdeki kitap okuma arzusunu açığa çıkaran " Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu " isimli bu güzel eser hakkında anlatmak istediğim o kadarçok şey var ki... Ne yazsam az veya eksik kalacak diye düşündüğümden eseri övmek için en güzel, en doğru kelimeleri seçemeyeceğimden şimdilik sadece şiddetle okumanızı tavsiye ettiğimi söylemekle yetinmek zorunda kalıyorum. ️Bunun yanında herkesin hoşuna giden tür farklı olduğu için okumak istemeyenler hatta benim nazarımda okuduğum en güzel kitap olan ve yine benim nazarımda mükemmel ötesi olan bu güzel eseri dahi beğenmeyenler olabilir ama bunun tek açıklaması belki de bu eserin türünden dolayıdır diye düşünüyorum. Mesela macera, polisiye, tarihi romanlardan hoşlanan birinin aşk ve duygu yüklü / duygu merkezli hikayeleri anlamsız bulması ne kadar doğalsa o kişinin Türk Dizisi tadındaki bu mutlak aşk merkezli hikayeden sıkılması hatta hikayedeki mektubun sahibi ve aynı zamanda hikayenin kahramanı olan bilinmeyen kadının davranışlarını bir saplantı olarak görüp aşık olduğu adamı belki de bir serseri olarak nitelendirmesi beklenen bir durumdur. Bizler de bu hikayeyi okurken mantığımızı kaybetmiyor yapılan hataları görüyoruz elbet ancak yine de belki de hayatımızın hiçbir döneminde yaşayamadığımız o duygulara bu kadar yakın olmak bir aşkı - mutlak aşkı - hissedebilmek bizlere tarifi mümkün olmayan bir hoşnutluk hali veriyordur. Bu güzel kitabı okurken aldığımız tat, hissettiğimiz huzur ve hoşnutluk halininde büyük katkıları olan kitabın çevirmeni (Almanca aslından çeviren) Ahmet Cemal Bey'e teşekkür ederek incelememi bitirmek istiyorum. Umarım faydalı olmuştur.