Kitabi yorumlamadan önce yazarına biraz değinmek istiyorum. İngiliz yazar Anthony Burgess beyninde tümör olup 1yıldan az ömrünün kaldığını öğrenince birçok kitabını bu dönemde yazar. Otomatik Portakal da bu hastalık sürecinde ortaya konulur ve dolayısıyla farklı bir psikolojik ruh haliyle yazılır. Alex karakterinin nefreti, kötülüğü bu ruh halinden kaynaklanmaktadır. Fakat şunu da belirtmeliyim ki daha sonrasında yazarla ilgili yanlış tanı ortaya çıkmıştır. .
O dönemde gazetelerde, radyolarda gencliğin kötüye gittigi ve düzelmesi gerektigine dair mesajların olduğunu görüyoruz. Alex ise tam bu bahsedilen gençliğin parçası bir suç makinesidir ve adam öldürmeden tutun soyguna, tecavüze kadar aklınıza gelen bütün kötülükleri çetesiyle birlikte gerçekleştirmekten büyük bir haz duymaktadır. Bütün bu yaptığı kötülüklerin sonucunda bir gün hapishaneye düşer. Verilen cezalar sonuç vermeyince Alex iyiliğe yönlendirilmesi icin devletin üzerinde çalıştığı bir deneyde denek olur ve beyin yıkama yoluyla kişiliği sıfırlanır. Bundan sonrasında otomatik bir makine halini alır, kendi duygu ve düşüncelerinin bir önemi kalmamıştır, seçim yapması mümkün değildir.
Devlet, hastane, aile,devlet karşıtı bireyler herkes onun adına kararlar alır, onu adeta bir kukla gibi kullanırlar. Bir süre sonra Alex itiraz ederek bütün bu düzene karşı ‘Otomatik Portakal mıyım ben?’ der ve sorgulamaya başlar.
Kitabın diline gelince konusuna uygun bir şekilde argo içerikler çok var. Suç makinesi Alex’in ağzından anlatıldığı için bu kaçınılmaz olacaktır. Çoğu kişiyi rahatsız etse de argo kelimeler konuya çok iyi yedirilmiş. Olaya dikkat kesiliyorsun, geçen kelimeler çok da dikkatimi dağıtmadı açıkçası. Ben kitabi beğendim, farklı tarz arayanlar için tavsiye edilir türden. Ha bu arada unutmadan kitabın bir de filmi var Stanley Kübrick in yönetmenliğini yaptığı, bilginize🤗