Yerli polisiyeye yavaş yavaş ısınmaya çalışırken, yazarımızın kitabı ortamı benim için biraz daha ısıtmış bulunmakta.
Kısaca konusundan bahsedecek olursam;
Ana karakterimiz, Yusuf; Yusuf Başkomiser…
Yusuf, sabah kahvaltısı için kendi komiserlik zamanında başkomiser olarak görev yapan Ali ile buluşmak için yola çıktığında yardımcısı Ahmet’ten gelen, Ali Başkomiserin öldürüldüğü haberiyle yıkılıyor ve olayı aydınlatmak için çalışmalara başlıyor.
.
.
Kitapta olaylar hızlı başlıyor. İlk sayfalardan hemen olaya giriş yapıyor. Kitabın okuyucuyu içine çekmesi de uzun sürmüyor. Daha başlarında bir şeyleri merak etmeye başlıyorsunuz. Kitap beni gizli oda kısmında yakaladı diyebilirim. Akıcı ve kolay okunan bir dille yazılmış, okuyucuyu yormuyor. Merak unsuru sonuna kadar devam ediyor. Kafanızda bazı şeyler yerine otursa, tahminde bulunsanız bile neden ve nasıl soruları kitabın son sayfalarına kadar devam ediyor.
Kitapta en sevdiğim şeylerin başında karakterler geliyor. Yusuf, Ahmet ve Sena… Aralarındaki diyaloglar, yer yer serpiştirilmiş esprili sohbetler kitaba ayrı bir hava katıyor. Özellikle Yusuf ve Ahmet arasındaki muhabbetler ve Yusuf’un Ahmet ile ilgili tespitleri Esnaf, komşu sorgulamaları sırasındaki konuşmalar, Ahmet’in olaylara esprili yaklaşımı gülümsememe neden oldu.
Yusuf ile Sena arasında ki ilişki de çok güzeldi. Klasik anlatılan yalnız, alkolik, isyankar polis tiplemesi yerine bir aşk adamını, düzenli ilişkiyi okumak benim için farklılıktı. Genel itibariyle mesleğinden dolayı şikayetçi olan eş ya da sevgili görmeye alışmışım, film-dizi ya da kitaplardan.
Yazar bazı konularda kendi kişisel tespitlerini de sunmuş. Özellikle kişisel gelişim konusunda ve Adana kebabı kısımları çok iyiydi.
Benim için tek eski nokta diyebileceğim çok kısaydı. Keşke biraz daha uzun olsaydı.