Peyami Safa’nın dilimizi kullanmakta ve psikanalizde ne kadar usta olduğunu gösteren, okuyucuyu ordan oraya savuran, sadece ismiyle bile çok şey anlatan romanı. Okurken bu kadar duygudan duyguya sürüklendiğim kitap sayısı azdır herhalde. Güldüm, üzüldüm, gerildim hatta bir ara korktum bile. Tam olarak olayların ve karakterlerin içine girdim. Karakterlerin her birine zaman zaman hak verdim zaman zaman kızdım. Ama Samim’i, yaptığı analizleri, olaylara bakış açısını, en çok da Simeranya’sını ayrı sevdim. Besim’e güldüm, Meral’i anladım ve üzüldüm. Peyami Safa’nın da kelimelerle arasının bu kadar iyi olmasına, derdini ustalıkla anlatmasına, her karakteri çözümlemesine şapka çıkardım.
Kısaca okuyun, okutun :)
Ayrıca bu incelemeyi yazarken burda bana en çok sorulan soruya da cevap vermiş olmaktan mutluyum:) nickimin anlamı kitabın en beğendiğim kısmı olan; Samim’in hayatın sıkıntılarından kaçıp sığındığı, her şeyin doğru ve iyi olduğu, kendi yarattığı ütopyasının ismi olan “Simeranya”nın kısaltması.