Gönderi

Hiçbir ateş bu kadar yakıcı olmamıştı.
Puan vermedi·208 syf.··
2019 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2019 17:03
Elimi yaktığım zamanlar dışında. :)) İnceleme yapmayı beceremediğim için uzak duruyordum incelemeden. Sonra dedim, kaç kaç nereye Merve. :D Tezli mezli bilimsel şeyler yazamayacağım, azıcık duygu ve düşünce sadece. Spoiler mıpoiler de bilemiyorum. Velhasılıkelammm..   Kitapların yakıldığı bir dünyada aslında düşünceler yakılmıştır. Düşüncelerin yakılması insanların yok olmasından başka ne olabilir ki? Kitap dönem kitabı dediğimiz türlerden. Yerindeyse eğer "distopya" dediğimiz dünyada, var oluşun yok oluşa karşı verdiği savaş olarak nitelendiriyorum kitabı. Yok ola ola, kitaplarla birlikte yana yana, kitapsız bir yaşama karşı savaş. Kitap dediğimiz beş harften oluşan anlamsız gibi görünen fakat uğruna insanların kendi canlarını bile hiçe sayabildiği içi dopdolu bir kelime. Kitabı bitirdikten sonra oturdum ve kitapsız bir dünya düşündüm. Kitaptakinden çok daha iyi yerlere gitmedi düşündüğüm yaşam. Bizi de mi böyle bir son bekliyor acaba? Dünya nereye gidiyor? Günümüzde de kitaptakinden pek farklı şey göremiyorum aslında. Bizim avantajlarımız sanırım teknolojinin o kadar ilerlememiş olması ve haksızlık etmeyeyim insani duygularımızı az da olsa yitirmemiş olmamız. Düşünün "zaman" diye bir kavram yok. Gece mi gündüz mü, önemi yok. Şu an kiminin duvarında kendine büyük, kiminin duvarında hâlâ küçük yer edinen televizyon bütün duvarları kaplar olmuş. En kötüsü de insanlar arasında aşılamayan bir duvar olmuş. "Aptalca bir eğlence kutusu" düşünceleri esir almış. Eğlenceden başka bir şey düşünmeyen insanların varlığının sebebi olmuş. İnsanların hafızası o kadar zayıflamış ki neyi hatırladıklarını bile unutur olmuşlar. Kitapta cümlelerin sürekli tekrarlanması bana insanların söylediklerini  unutmaktan korktuklarını ya da unuttukları için defalarca dile getirdiklerini düşündürttü. Sözde "gelişen teknoloji" nedeniyle insanlar düşünmeyi ve yasaklanan kitaplar nedeniyle de sorgulamayı unutmuş. İnsanlar "birilerinin" kölesi olmuş. Kendi başlarına karar veremez olmuşlar. Bir insanın kendi iradesini kaybetmesi ne kötü. Ellerin ve ayakların bile senden bağımsız hareket ediyor, beyninse kalbinin ve vicdanın istemediği şeyleri düşünüyor. Kitaptaki nehir metoforu çok güzel kullanılmış bence. Yani bence amaç bu değilse bile ben böyle yorumlamak istiyorum. Kitaptaki baş karakter Montag'in nehre girerek gözden kaybolması ve çıktığında aslında başka bir hayatla karşılaşması nehrin "arındırıcı" işlevini aklıma getirdi. Nehir; sürekli akan, kendini yenileyen, arındıran. İnsanları hatalarından,  kötü düşüncelerinden arındıran ve hayata yepyeni bir insan olarak başlamasını sağlayan... Aklıma "Siddhartha"yı getirdi bu. Oradaki ırmak metaforu çok çok başkaydı tabii ama başta kutsal suyun insanları günahlarından arındırmadığını düşünen Siddharta en sonunda ırmağı kendine öğretmen edinmişti. Kitabın sonuna doğru belki de en çok hoşuma giden yer; kitapsızlığa karşı başkaldıran insanların aslında birer Shakespeare, Platon, Jonathan Swift oldukları bölümdü. Bu sadece kitapsızlığa karşı başkaldırı değil aslında aynı zamanda totaliter düzene de başkaldırı. Baskıya, belirli zümrenin egemenliğine, köleliğe, en kötüsü düşünce köleliğine başkaldırı. Bizler de okudukça böyle olmuyor muyuz? Kimi zaman Necip Fazıl, kimi zaman Sabahattin Ali, kimi zamansa Nihal Atsız... Kendi düşüncelerimize, yemeğe tuz eker gibi, başkalarının düşüncelerini ekiyoruz. Böyle böyle tat buluyoruz. Kitaptaki en can alıcı nokta ise Montag'ın "Ben napıyorum, kimim, neyim, neredeyim?" diye kendini sorgulayıp jetonunun düştüğü yer. Yani "Mutlu musun?" sorusuyla karşılaştığı yer. Bu soru kötü giden düzene hatta düzensizliğe karşı yakılmış bir ışık oldu. Şimdi biz de dönelim kendimize soralım: Mutlu muyuz? Ben sorayım ya da "Mutlu musunuz?" Keyifli okumalar dilerim.  :))
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,2bin okunma
··
104 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
En nihayetinde ele almış olduğunuz ve kaçamadığınız bu güzel inceleme için teşekkür ederim. Kaçmaya da pek bir lüzum yokmuş işte Merve Hanım. Siz hele bir başlayın, arkası inanın çorap söküğü gibi geliyor. Sonrasında bir bakmışsınız ki, epey bir yol kat etmişsiniz ve kendi yazdıklarınızı bile beğenmez olmuşsunuz ve hep bir mükemmeliyetçiliğin peşine düşmüşsünüz. 😂 Neyse, söz daha da dallandırıp budaklandırmadan, size emeğiniz, yüreğiniz ve bu güzel inceleme için teşekkür ederim. Çok başarılı ve hoş bir inceleme olmuş. Devamını bekleriz efendim. Akademik olursa, daha bir tadından yenmez gibi geliyor bana. Kalın sağlıcakla!
Merve Ö.
Gönderi Sahibi
Haklısınız, o konuya değinmemişim. Okurken dikkatimi çeken incelerken gözden kaçırdığım bir nokta olmuş. Serüvenin içinde, yazar bana unutturmuş deyip suçu yazara da atabilirim hatta. 😄 Teşekkür ederim, size de başarılar dilerim hayatınızda.
Merve Ö.
Gönderi Sahibi
Fahrenheit 451, 232.8 °C imiş. Gogıla güvenmedim kendim de hesapladım. Garanti bilgi belki lazım olur. Formülü yazın kenara: 😂 (Fahrenheit - 32)×5/9= °C