10/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2019 2. kitabı
“Kendimi bırakmak, unutmak, uyumak istiyorum. Ama yapamıyorum bunu; boğuluyorum: Varoluş her tarafımdan, gözlerimden, burnumdan, ağzımdan içeri dalıyor.” Varoluşmaktayım… Bu satırları yazarken varoluşmaktayım, bu inceleme hakkında düşünürken varoluşmaktayım, elim klavyenin tuşlarına temas ederken varoluşmaktayım, Roquentin’in destansı ruh hâlini kavramaya çalışırken varoluşmaktayım. Hiç nesnelere uzun uzun bakma cesaretini gösterebildiniz mi? Eğer bu cesareti gösterebilmişseniz gördüğünüz kalem iki dakika sonra bambaşka bir şeye dönüşebilir. Ana karakterimiz Roquentin’in, nesnelere uzun uzun bakma takıntısı vardır ve bu uzun bakış sonucunda gördüğü nesnelerin birer canlı hayvana dönüştüğünü düşünür, bu durum onu boğar ve bulantı hissiyatını yaşar. Bu durumun anlaşılması için kitaptan bir alıntı paylaşacağım: "Uzun zaman aynaya bakarsan, orada bir maymun görürsün. Daha da uzun zaman bakmış olmalıyım. Çünkü gördüğüm maymundan beter.” Bu alıntı, aynı zamanda kendisinden ne kadar tiksindiğini de gösteriyor. Peki Roquentin hasta bir karakter midir? Birçoğumuz bizden çok farklı düşünen biriyle karşılaştığımızda onun üzerine ön yargılarımızı yollamaktan geri durmayız, onun isminin önüne çeşitli ve genellikle aşağılayıcı sıfatlar ekleriz. Farklı olmak şaşırılacak bir durum değil, aksine doğal olan bir şeydir. Roquentin sadece farklı bir karakterdir. O, kendini toplumdan soyutlamış ve ondan tiksinmeye başlamıştır. Sadece toplumla da kalmamış, bireyden yani kendisinden ve içinde yaşadığı o koca dünyadan da tiksinmeye başlamıştır. Nefes alırken bile kendi varlığınızdan tiksindiniz mi? Bu dünyada niye varoluyorum, burada bulunmamın nedeni ne diye sordunuz mu? Bu soruyu sorduysanız cevabı sadece kendinizden duymuş olmanız olası bir durumdur. Roquentin de bu soruya kendisi cevap verir: “hiç” Ona göre bu dünyada varolmamızın hiçbir sebebi yoktur, fazlalıktan ibaretizdir. Fazlalık hissiyatı ve dünyada varoluşma süreci, onun bulantısı olur. Roquentin yapayalnız bir karakterdir. İçinde sakladığı korku, bulantı ve varoluş sancılarını dışarı yaydığında çevresindeki insana zarardan başka bir şey sağlamayacağını düşündüğü için onu kendi içinde hapseder. Bu düşünceler omuzlarına iyice yük olur, anlatamaz, kaçmak ister. Düşüncelerinden korunmak için bir sığınak arar, bulamaz. Yalnız olmanın yanında özgürlüğü de arzulamıştır. Gerçekten de özgürdür de ama bu özgürlük ona boğulma hissiyatından başka bir şey kazandırmamıştır. Umutsuz bir karakter değildir Roquentin. Her şeyin kötüye gideceğini düşünmez ve belki de kötü diye bir şey onu ilgilendirir mi o bile bilinmez. Onun dünyası sadece hiçtir, anlamı yoktur. Kötüye gitmeyecektir dünya, gitse de pek umurunda olmayacaktır. Yaşamının fazlalıktan ileriye gitmeyeceğini, dünyanın anlamının ne olduğunu hâlâ bulamayacaktır. Varoluş gerçekleştikten sonra insanların oluşturduğu hiçlik diyarı, ona kabul edilebilir gelmez, çünkü o diyar bu varoluşun sınırları içerisinde varoluşturulmuştur. Sartre’ın varoluşçuluk anlayışı hümanizm ile besleniyor diye biliyorum. Fakat kitapta Otodidakt efendi ile arasında geçen hümanizm tartışması çok etkileyici bir sahneydi. İşte o esnada gerçekten kitabı yemeyi düşündüm, o kadar etkilendim. Yazarın desteklediği düşünceyi, yarattığı karakter yoluyla baskın bir şekilde eleştirmesi çok büyük bir hareketti. Bu hareket beni kitabın içine çekmekle kalmayıp yazarı inanılmaz derecede sevmeme neden oldu. Çok değerli bir kitap, çok değerli bir karakter, çok değerli bir yazar tanıdım. Okumamış olan arkadaşlarıma kesinlikle öneriyorum. Ya gerçekten bulantı hissiyatını yaşayacaksınız, ya da çok seveceksiniz, kişiliğiniz buna karar verecektir. "Düşünüyorum da," diyorum gülerek, "hepimiz şurada oturmuşuz, o değerli varoluşumuzu sürdürmek için yiyip içiyoruz. Oysa, var olmaya devam etmemiz için hiçbir, ama hiçbir sebep yok."
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma
·
48 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.