Bir çocuğa verilmiş en büyük hazine; onları ilmek ilmek dokuyan; eğitimli, duyarli, adab-ı muaşeret kurallarına vakıf her yönden donanımlı ebeveynlerdir kanaatimce. Bundan; geleceğin mutlu hayatı geçmişin mutlu çocukluğunda yatıyor önermesini çıkarmak çok da zor olmasa gerek.
Annesini kaybetmiş bir kişinin kolu kanadı kırılmıştır; babasını kaybetmiş bir kişinin de yaslandığı, sırtını dayadığı duvarlar yıkılmıştır. Babasız evler soğuktur. Elinde değildir kişinin üşür. Bu morg soğukluğu yalnızca içi yangın yeri olanlara âyandır zira. Bunları burda yazıyor olmamın nedeni bahsi geçen kitabın bu konularla son derece örtüşüyor olmasi.
Durağan bir seyirde devam eden bir kitap nasıl olur da bu kadar edebi bir tat bırakıyorun kritikini yaparken bunun usta yazarlıkla sıkı bir bağının olduğu bilincine vardım elbette. Gelelim kitaba;
Kitap anneleri ölmüş; babaları hayatta olan iki kardeşin yaşadıklarını anlatıyor.
Atticus, her zamanın ekşi kokulu ırkçılık belasina karşı yalnız olduğu halde savaşan bilinçli bir avukat duyarlı bir babadır. Hatta yürüyen hedef tahtası olduğu halde evinde siyahi bir yardımcı çalıştırıp siyahi birinin davasını üstelenen bir baba... Irkçılık ideolojik bir mesele değil aksine psikolojik bir meseledir ve bunun zamanla da bir ilgisi yoktur düşüncesini biz okurların kafasına bir mıh gibi çakmasini bilen bir adamın hikayesi, azla yetinip mutlu olmayı başaran çocukların hikayesi, benim hikayem, senin hikayen, hepimizin hikayesi...
Hepinize kitaplı, mutlu, güneşli günler diliyorum.