·528 syf.····Okunma: 17 Ocak 2019 00:25 Necip Fazıl Kısakürek in 1954 lü yıllarda çıkardığı Büyük Doğu mecmuasının bir sayısının kapağında, Osmanlı arması işlemeli sanat eseri bir kumaş resmini yayınlayınca, "padişahlık propagandası yapmak " gibi saçma bir gerekçe ile derginin o sayısının toplatılmış ve kendisi de suçlanarak mahkemeye sevkedilmişti
Necip Fazıl’ın mahkemede kendisini suçlayan savcıya gayet ibretli bir şekilde:
İçinde adalet işlerine bakılan bu binanın tepesinde aynı Osmanlı arması var Siz de mi padişahlık propagandası yapıyorsunuz?" diye cevap vermişti...
Ve işte böyle bir insandı Necip Fazıl Üstad diyerek söze başlayayım. Çünkü ben ne söylersem onun her şiiri benim sözüme son olur. Bu yüzden sondan başlayayım dedim.
Necip Fazıl gibi bir insanın kitabının incelemesini benim haddime olmadığını biliyorum. O yüzden ben sadece Necip Fazıl üstadı Anlatmakla geçireceğim bu incelemeyi, yaşadıklarından kesit şiirlerinden alıntı ve hayatı baştan başa örnek olan bir insan.
Verdiği onurlu mücadelesi dik duruşu ve örnek kişiliğiyle Her şiir severin En az bir kaç şiirinin hafızasında yer bulduğu biridir. Okuyun deseler bir şiirinden başlar herkes
Minarede ölü var diye bir acı sala
Er kişi niyetine saf saf namaz. Ne ala
diye okumaya.
Necip Fazıl deyince akla hep hazır cevaplılığı gelirdi. Zaten başka türlü de bu kadar şiirin yazılmasının imkanı yoktur değil mi ? Tabi iş böyle olunca;
Üstad bir gün konferans verirken Cezayirli bir öğrenci kalkar ve Fransızca olarak üstada
-Neden Osmanlı yıllarca bizi sömürdü neden Osmanlı yıllarca bizi sömürge olarak kullandı…” der…
Üstad hiç durmadan cevabı sille misali yapıştırır…
-Eğer Osmanlı sizi sömürmüş olsa idi bugün bu soruyu bana Fransızca sormazdın… ” der…
Tarif et deseler Necip Fazılı Sanırım Şöyle söylerdim; 1970 li yıllarda Ülkenin yüksek bir tepesine çıkmış, Oradan bakarak 2000 li yılları seyretmiş. ve almış eline kalemi kağıdı o zamanda yaşayacak olanların hatalarını kusurlarını nelere inanması gerekip nelerin karşısında olması gerektiğini tek tek kaleme almış.. Başka hiç bir şey şu mısralara açıklık getiremezdi.
Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere…
Şiirlerin içinde Huzuru, Korkuyu, Endişeyi, Umudu, Umutsuzluğu, Sevdayı, Aşkı, Özlemi, Vazgeçişi, Ölümü, Yaşamı, En çokda İnsanca Var olmanın halini Şiirlerinde anlatan güzel insan.
Ruhun şaad olsun. Allah Rahmet eylesin...
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Keyifli Okumalar...