Veba, Albert Camus'un en bilinen en popüler romanlarının başında geliyor. Sıkıyönetim adında bir Tiyatro Oyun uyarlaması da bulunan Veba, Fransa Kolonisi Olan Cezayir'in Oran Şehrinde geçen Veba salgınını anlatıyor.
------------- Yazının bundan sonrası spoiler içermektedir -------------------
Kitapta bahsi geçen Veba ve salgını salt bir hastalık değil. Camus, Nazileri ve Nazilerin Fransayı işgalini "Veba" metaforuyla anlatarak faşizmden, tepkisiz halka pek çok eleştiride bulunuyor. Kitabı modern klasikler arasına sokan başarısı ise anlatım dilinin yanında hem gerçekten bir veba salgınını hem de metaforik olarak Nazi işgalini anlatmasında yatıyor.
Doktor Rieux, kitabın baş kahramanı, vakanüvisi, idealist, hasta ayrımı yapmadan herkesin yardımına koşan birisi. Veba salgını başlamadan önce karakterine dair emareleri görüyoruz. Rieux hiç kuşkusuz ki, Nazilere ve işgale ses çıkaran, bir avuç insanın düşüncesini temsil ediyor. Nitekim Veba problemini ilk kez dillendirilmesinde, çözüm üretilmesinde Rieux önemli bir rol oynuyor, mücadeleyi başlatıyor.
Veba'nın başlangıcı tarihsel gerçeklerle de uygun olarak fareler ile başlıyor ve şehirde sayıları her gün giderek artan fare ölümleri oluyor. Burada yazarın doğrudan bir metafor kurmadığını söylemek doğru olacaktır. Nitekim farelerin "Yahudileri" simgelediği açıkça ortada olsa da, yazarın amacı "Veba"nın sorumlusu olarak "Yahudileri" göstermediği de kitap satırlarından açıkça anlaşılıyor.
Sokakta her geçen gün farelerin ölmesine kayıtsız kalan Oran halkı, bu ölümleri ilk başlarda önemsemiyor. Çünkü farelerin ölmesi herkes için önemsenmeyecek bir olay, fareler de önemsenmeyecek hayvanlar. Rieux bu ölümlere önem gösterirken, ne zaman ki farelerde görülen belirtiler insanlar üzerinde de görülmeye başlıyor, insanların da "Veba"yı önemsemesi o zaman başlıyor.
"Veba" şehri karantinaya alıyor, insanları birbirinden ayırıyor, gündelik hayatı bozuyor, yüzlerce, binlerce ölüme sebep oluyor. Burada savaşın yıkıcılığı yazar tarafından muazzam şiirsellikte biz okura aktarılırken 2 anlatı yani hem Metafor hem gerçek anlamda Veba anlatımının başarısı damakta leziz bir tat bırakıyor.
Doktor Pireux ve bir avuç doktorun, çalışanın veba karşısındaki çabalarının işe yaramadığının görülmesi Tarrou, Rambert, Grand, Papaz, Sorgu Yargıcı gibi pek çok insanda gönüllü çalışma güdüsünü aşılıyor. Bu kişiler birbirinden farklı siyasi görüşler, dini inanışlara sahip insanlar olarak bir araya gelip bir dayanışma örneği sergileyerek Veba karşısında mücadele ediyorlar. Yine burada yazar, Naziler ya da savaş karşısında direnen pek çok farklı insanın bir araya gelerek mücadelesini anlatıyor aslında bizlere.
Veba esnasında, pek çok insan açlık çekerken, zenginlerin hayatı etkilenmiyor, hatta Cottard gibi menfaat sahipleri Veba sayesinde zengin oluyor, paralarına para diyor. Bu da çok başarılı bir savaş eleştirisi olarak karşımıza çıkıyor. Cottard gibi menfaatçilerin, savaştan nasıl nemalandıklarını yazar gözlerimize çarparak sunuyor.
Veba ile mücadele başarıya ulaştığında ve başarıldığında Yazar'ın gözlemi Veba'nın gerçekten kaybolmadığı belki yarın belki 50 yıl sonra gün yüzüne çıkma ihtimali olduğu üzerine. Nazizm, Faşizm veyahut Savaş, Veba'nın simgelediğine her ne dersek diyelim, 1947 yılında yazılan kitabın bu tespiti, belki de yüzyıllar boyunca geçerliliğini koruyacak, yıllar boyu farklı ülkelerde farklı "Veba"lar baş gösterecek, onlarla mücadele için nice Rieux'lar ortaya çıkacak, nice Cottard'lar parasına para kathmak için peydahlanacak..