·127 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Ocak 2019 23:26 Kendine ait bir oda'yı okurken Virginia Woolf'un zihninin derinliklerinde geziyorsunuz adeta. Bilinç akışı tekniği iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Satırlarda gezinirken adeta yazarla sohbet ediyorsunuz öyle akıp gidiyor kitap. Yazarın dönemine baktığımızda zaman zaman ah nasıl da değişmiyor bazı şeyler deyip hayal kırıklığı yaşamıyor değil insan.. ancak kadın hareketinin başlangıcından bu yana geldiği durumu gördüğünde belki gururlanırdı yazarımız diye düşünmeden edemiyorum. "kadınlar yüzyıllardır evde ama kendilerine ait bir odaları yok" diyor peki ne kastediyor yazarımız ? Kadınlara yüzyıllardır biçilmiş olan kalıpların içinde onlara günlük hayatlarında yüklenenlerin yanında; bir kadının edebiyatçı, bilim insanı, politikacı olmasının ne denli zor olduğunu kavramıştır da ondan. Yıllarca eğitimden ve gelişmekten alıkonmuş kadını Virginia Woolf gözlemliyor,yaşıyor ve anlıyordu. Lakin kadın hareketinin öncüsü bu ünlü feminist yazar asla bir cinsiyetin diğerine üstünlüğünü kabul etmiyor satırlarında da. Bir kadın olarak aslında aradığı tek şeyin eşitlik olduğunu ve diğer cinsiyete tanınan özgürlükleri yaşayabilmek istiyor. Okurken kitap boyunca bir kadın olarak çimlere oturmasının yasak olduğunu söyleyen görevliye olan içerlemesini seziyoruz. Kadınları sadece izin belgesiyle kütüphaneye alan otoritelere olan öfkesini. Kim öfkelenmez! Kadına ket vurulmuşluğu eleştiriyor ama kadını anlayarak. En güzel cevabı yine ustalıkla vermeyi de ihmal etmiyor : "Kitaplıklarınızı istediğiniz kadar kapatıp kilitleyin; ama benim aklımın özgürlüğüne vurabileceğiniz hiçbir kilit, hiçbir kapı, hiçbir sürgü yoktur." İlk sayfalarından itibaren beni vurmaya başlayan bu eserden alıntı yapmak istesem sanırım tüm kitabı yazmam gerekirdi, bu yüzden bir yerde alıntılamayı kestim. Kadın ya da erkek herkesi etkileyeceğini düşündüğüm bu eserle mutlaka siz de Virginia woolf'un zihnine bir yolculuğa çıkın derim eminim pişman olmayacaksınız.