Puan vermedi·200 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Ocak 2019 17:10 Müsait bir ortam bulmuşken şöyle başlayayım. Stefan Zweig instagramda story paylaşılacak küçük öykülerinden ibaret değildir!
Zweig’in denemelerine merhaba! Beklentimi yüksek tutarak aldığım bir biyografi. Zorbalığın, bağnazlığın ve şiddetin her türüsüne “başkaldırı” vaadi vardı bir kere. Havesle okuyabilirdim.
Sevgili Erasmus, belki de yanlış bir zamanda yaşadı. Onun birleşik dünyası, şiddetsiz, barbarlıktan uzak tamamen özgürlükçü bir dünya; 15. ve 16. yy’da hatta günümüzde en çok da günümüzde bir ütopya sansırı olabilir. Korkuları ona ileriyi görme yetisi kazandırdı fakat eline bir bayrak alamadı. O bütün uçurumlara, kasırga yaratan fikirlere, “evet”lere, “hayır”lara karşıydı. Yüce ateşlere hayran olan bizler ise onun sütliman fikirlerini çok tanıyamadık. Zweig bu duruma içerlediğini sürekli hatırlatmayı ihmal etmiyor bu eserinde. Onun ülkesinin ve Avrupa’nın yaşadığı korkunç ve canavarca trajedilere dayanamayıp hayatına son verecek kadar tutkulu bir insan olduğunu sanırdım. Bugüne kadar okuduğum bütün karakterleri de hep o tutkuyu taşıyorlardı. Fakat yanıldım. Zweig, Erasmus’un tutku ve bağnazlıktan uzak taraflarını anlattıken aslında kendisini de anlatıyor.
Sağduyu, temkin, beklemek, dinlemek, entelektüel güç, sadece kalem tutan parmaklarla yapılan sessiz devrim... Erasmus’u başka nasıl anlatabilirim? Derinlikten korkan ama ufukun genişliğine hayran olan bir adamdı o. Yeni yolları kolayca açabilir ama elinde bir fikir bayrağıyla kitleleri peşinden sürükleyemeye çekinirdi. Tarafsızlığı ile lanetlenecek kadar çok kızmışlar ona. Kızgınlarını gösterecek ışığı onun açtığını unutarak.
Sevgili Ahmet Cemal’e teşekkür etmek gerekiyor. Totalitarizm’in buram buram iğrenç kokusunu yaydığı sevgili ülkemde cesaret dolu bir ön yazı ile okurlarını selamlamış. Başka türlüsü de olamazdı zaten.