Puan vermedi·768 syf.··Beğendi
· aç karnını kibriyle doyurmuş, paçavraya benzemiş eski kıyafetlerine nefretiyle yama yapmış, mezara benzeyen küçük odasını büyük düşünceleriyle genişletmiş ve yalnızlığında öfkesini koluna takmış yoksul bir eski üniversite öğrencisinin kendini büyük bir insan olduğuna inandırmak istemesinin sonucu olan bir cinayetin öyküsüdür suç ve ceza, biraz olsun umut için coşkuyla sarılınan tek bir düşüncenin umutsuzca yıkılışı ve böylece yeni bir insanın doğuşudur, ahlaki çöküşten çok aydınlığa varışın yolculuğudur.
"bunu bilmeliydim... kendimi tanımama, kendimi sezmeme rağmen, hangi cesaretle baltalara sarılıp da ellerimi kana buladım! bunu önceden bilmek zorundaydım..."
Raskolnikov'un uzun süredir tasarladığı bir tezi vardır ve bu tez insanları "diğerlerini etkileyecek kararları verebilecek olanlar" ve "diğerleri" olarak ikiye ayırır. katilimizin ilk gruba ait olmaya ihtiyacı vardır fakat oraya ait değildir o, daha baltaya bile dokunmadan önce sezmiştir bunu. yine de çürük tezini ateşle savunmaya devam eder, çünkü kendinin istediği insan olmadığını bilse de Raskolnikov'un uğruna ölecek ve öldürecek bir sebebe, sahteliği hissedilir olsa da, ihtiyacı vardır: "hem de ne diye yaşayacaktı? erişmek istediği şey ne olacak, neye doğru koşacaktı? yalnızca var olmuş olmak için yaşamak! ama o eskiden de bir düşünce, bir umut, hatta bir hayal uğruna tüm varlığını binlerce kez feda etmeye hazır bir insan değil miydi? yalnızca var olmak ona her zaman az gelmiş, o hep daha fazlasını istemişti."
suçunu gizlemek istemiştir, evet, ama bu gizin ve cezadan kaçışının sebebi korkması değildir, o cezasına karşı böyle duygular hissedebilmek için fazla kayıtsızdır çünkü. gizlemek istemesinin, Porfiri Petroviç'in karşısında gardını almasının sebebi kibri ve nefretidir: yani onun bünyesinin bildiği tek savunma mekanizması. öyle güçlüdür ki bu kibir ve nefret, onlar tarafından yakalanmaktansa kendini belli etmeyi bile tercih edebilir. "saldırınızı açıktan yapsanıza, ne kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorsunuz? hem bu hiç de kibarca değil Bay Porfiri Petroviç ve ben böyle bir şeye belki de izin vermeyebilirim!.. ayağa kalkıp da gerçeği suratlarınıza haykırıveririm! o zaman anlarsınız sizlerden nasıl tiksindiğimi!.."
kaçışının sonuna gelen ve kapana sıkışan Raskolnikov kendini sulara atmayışının sebebinin gururu olduğuna inanmak istemiş, sıkıştığı kapandaki tek çıkış yolunun başını dik tutmak olduğunu düşünerek tıpkı yoksul öğrencilik günlerinde sarıldığı gibi gururuna sarılmıştır. intihar edemeyişinin hikayesini kız kardeşine anlatırken davranışlarının sebebi için "bu gurur, değil mi Dunya?" diye sorar ve onay cevabını alınca mutlu olur, çünkü eğer gururu hala onunlaysa kaybetmemiştir ve kaybetmeyecektir kendi hesaplarına göre. fakat gerçek biraz daha farklıdır; içten içe hep bildiği ama kürek cezası sırasında Sonya'nın dizlerine sarılıp ağlarken farkına tümüyle varmış olduğu o düşüncedir onu köprü korkuluklarının gerisinde tutan: yani Raskolnikov düşüncelerine tutkuyla inandığını değil, "düşüncelerine tutkuyla inanmak istediğine" inandığını anlamış ve tüm soruları bir anda cevaplanmıştır. cinayetinde ve sonrasında neden beceriksizlik yaptığını, neden kendini ele vermek için adeta çabaladığını ve neden hak ettiğini bile düşünmediği bir cezaya teslim olduğunu artık kabullenmiştir: Raskolnikov inandığını sandığı hiçbir şeye inanmamıştır aslında. inanmaya tüm kalbiyle ihtiyaç duyan böylesine birinin ruhunun parça parça dökülmesine sebep olan bu gerçeğe varmıştır, bu yıkımın hemen ardından da bir diriliş yaşamıştır o. bu küçük süreçte Sonya'ya döktüğü gözyaşlarının sebebi ne acısıdır, ne de sevinci; bu gözyaşları onun ruhunu hastalandıran çelişkilerden ve iç hesaplaşmalardan sıyrılmanın verdiği rahatlıkla alınmış derin bir nefes, onun kalbini yumuşatan ve böylelikle Sonya'ya olan duygularının da açığa çıkmasını sağlayan huzura, ne zamandır kavuşmayı beklediği huzura varmanın tatminidir.
Raskolnikov; öfkesinden, çıkmaya çalıştıkça onu içine hapseden bir kafese benzeyen odasından ve yoksulluğunun verdiği utançtan daha fazlası olduğuna inanmak ve büyük insan olmak istemiştir daha önce de binlerce kez belirtildiği gibi, fakat daha en başından biliyordur ki büyük insan olmayışın en büyük kanıtı kendi büyüklüğünü sorgulamasındadır. "sanıyor musun ki, eğer iktidara sahip olmaya hakkım olup olmadığını kendime sormaya başlamışsam, buna hakkım olmadığını bilmiyordum?" zihnine sinsi bir hastalık gibi yayılan bu çelişkilerin de etkisiyle, olmak istediği ve olduğu kişi arasında sıkışıp kalan Raskolnikov'u nefret ettiği Svidrigaylov'a, hiç tanımadığı Marmeladov'a ve benzer olmadıklarını bildiği Napolyon'a yakın hissetmesinin sebebi budur: Raskolnikov kendini aramaktadır. fakat sonda açıkça anladığımız gibi kendini hiç beklemediği bir yerde, en sıradanında, Sonya'da ve onun küçümsediği inançlarında, onun İncil'inde bulmuştur.