İnstagram: cizikyapraklar
Youtube: youtube.com/channel/UCZrDE1...
Yılın son aylarında birçok kez karşıma çıkan bir kitap oldu, Frankenstein Bağdat’ta. Daha sonra Fransa Büyük Fantastik Ödülü’nü aldığını ve Uluslar arası Man Booker Ödülü’nün finalistleri arasına girdiğini öğrenince iyice merak etmeye başlamıştım. Ayrıca yazar bu kitabı ile Arap Kurgu Ödülü’nü kazanan ilk Iraklı olmuş.
Sadece orada burada gördüğümden değil, yorumuna dikkat ettiğim birkaç kişinin de elinde ve önerisinde görünce kayıtsız kalamamış, İstanbul Tüyap’ta almıştım.
Herkes biliyordur Frankenstein hikayesini, Mary Sehelley’den olmasa bile filmlerden biliyordur. Kitap da -adından da anlaşılacağı gibi- bu hikayeden esinlenen bir kurgu. Hikaye Bağdat’ın ABD işgali altındaki zaman diliminde geçiyor. Ana kahramanı da Hadi adında yaşlı bir eskici. Hadi sürekli etrafına hikayeler anlatan, kolu komşunun değerli mallarına göz diken, yalancı bir karakter. Ana kahraman dedim ama aslında romanda geçen diğer karakterler de yan karakter gibi değildi. İlişva, Ümmü Selim, Emlakçı Ferec, Ebu Enmar, Mahmur, Ali Bahir, General Sürur, Mısırlı Aziz… 19 bölümden oluşan kitabın neredeyse her bölümünde yer alan karakterler bunlar. Şehirde her gün bombalar patlamaktadır ve böyle bir gün Hadi, etrafa yayılan ceset parçalarını toplar ve bu parçaları bir araya getirerek bir ceset oluşturur. Oluşturduğu bu cesedin ortadan kaybolmasıyla hikaye başlar.
Ben kitabı beğenmedim, hatta son sayfaya zorlanarak geldiğimi söyleyebilirim. Ama hem kitapları yarım bırakmama huyumdan hem de sevmediğimi bir platformda belli edeceksem sonuna kadar okumam gerektiği düşüncesinden dolayı yarım bırakamadım kitabı.
Ama her kitabın bir okuyucusu olduğu düşünüyorum, eğer okuma zevkiniz benimle benzerse yorumumu dikkate alın :)
Anlatım biçimi bana hitap etmedi, akış bana göre karışıktı. Olayları bağlamada zayıf bulduğum hatta kopuk diyebileceğim bu sebeple okurken rahatsız olduğum bir kitaptı. Bunun dışında yazarın betimlemelerini ve tasvirlerini zorlama buldum. İnsan olanın kaldıramayacağı bir savaş ortamı anlatılıyor, ama okurken hiçbir acı hissetmiyorsunuz.. Evet, her gün şehrin belli yerlerinde patlayan bombaları, ve ölen yüzlerce insanı, kanıksayan bir toplum gösterilmiş (belki de yazar böyle bir düşünceyle yazmadı kitabı ama bilinçli yazıldığını umuyorum ), ama bu çok yüzeysel, okuyucuyu karakterlerin içine sokmadan aktarılmış. Kurguya belki de özgün diyebiliriz ama sadece o kurguyu aktarmaya çalışmak eserin edebi niteliğini zayıflatır. Bu anlamda içine giremediğim bir kitaptı. Hikayedeki sevdiğim tek ayrıntı ise; Hadi’nin ceset parçalarını bir araya getirme amacı idi: Hadi’ye göre patlamalar sonucu kaybolan cesetler bir çöp gibi atılmamalı, bunlar insan olarak tanınmalı ve hak ettikleri defni yaşamalıdır. Bu ayrıntı, bana binlerce mezarsız cesetleri, toplu definleri, hala umutla yakınını bekleyen insanları hatırlattı bana.
Son olarak çevirmeni ve editörü tebrik etmek istiyorum. Çünkü bölümler ve olaylar arasını kopuk bulduğum bu kitabı, yapılabilecek en iyi şekilde okura sunduklarını düşünüyorum. Herkese keyifli okumalar diliyorum..