1000Kitap Logosu

Gönderi

Demet Eraslan
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)'i inceledi.
140 syf.
·
2 günde
Gevezelik ve özür yazısı
İlerlemeye çalıştıkça insanın yüzüne sert çarpan kötü bir kaderi var. Ama nasıl acımasız. Bir düşünün o tokat o yüze nasıl vurulur? Üstelik elleri kocaman bu kaderin, taşıyor parmak uçları yüzümden. İşin kötüsü, henüz darbeden kaynaklı uyuşukluğun geçmesini beklerken, demin yüzümden taşan ve tenime isabet etmeyen parmakların dışta kalan acısı da ekleniyor. Halbuki sadece boşluğa dokunmuştu o kısım, yoksa ben bilmeden yedek acılar mı biriktirdim kendime? "Kötü kader diye birşey yoktur, yirmi birinci yüzyıl vardır ve bu yüzyıl, yavrucuğum; bir kelebeği bile intihar ettirebilir" diyor bizim pek sevgili Jose Saramago. Tam bana destek birini buldum derken, 3 günlük yaşamı olan kelebeğe dahi ölüm biletini mantıklı gören Saramago' nun 87 yaşında öldüğünü hatırlayınca sinirim bozuluyor. Bu kötü kader bilinci ile 31 bin 755 gün boyunca intihar etmemesi şaşılacak iş doğrusu. Bilemiyorum belki de Cioran'ın görüşünü destekleyip, bu kötü kader karşısında, eli kolu bağlı olmayıp intihar seçeneğin de olması iyi geldi de yaşadı binlerce gününü. Yok yok ölmüş adamın arkasından yaşadığı günleri için konuşmayacağım canım, kaldırmayın hemen sol kaşınızı. Maşallah pek dolu yaşamış. Hem zaten ne ara intihara girdik onu da bilemiyorum. Şimdi böyle deyince aklımda Sylvia Plath ve hiç şüphesiz onun etkisi ile Nilgün Marmara canlanıyor.. Durduramıyorum yine. Nilgün Marmara'nın intiharını okumuş aklımda canlandırmıstım. Tıpkı Ayfer Tunç'un Dünya Ağrısı kitabındaki madencinin eşinin intihar sahnesi ile birebir aynı. Apartman boşluğunda gönlü kırgın ve yorulmuş bir kadın bedeni..Kaç ay oldu okuyalı, sindiremedim hala o kitabı. Yüreğime dert oldu sahiden.. Üzdü, çok üzdü. Ama Nilgün daha da çok üzdü. Bu dünyayı başka bir dünyanın bekleme odası gibi gören Nilgün Marmara da belki bundan sıkıldı gitti heralde. Hem de güzelim dostlarinı geride bırakıp. Zelda lakabı ile aklımızda kaldı hep, ona bunu Cemal Süreya takmıştı. Kitabı bana yakın bir dostum armağan etmişti, okurken görüşlerimi sorduğunda şey..yani iyi gibi dedim. Nasıl ya dedi , inanamadı. Demet saçmalama bu kitap için bunu diyemezsin, anlamamışşın sen demek ki deyip önce kızmış sonra biraz da gülmüştü. Haklıymış ___ anlamamışım. Bugün nihayet günlük işlerden sıyrılıp yeniden elime aldığımda anladım ki haksızlık etmişim. Bir kadın, bir erkek fark etmez, hepimizi tesiri altında bırakıyor kalemi. Hem dünya ağrısı çekiyor hem de onu düşünüyorum. Güzel ve üzgün çehresinı. Bazı yüzler sanki hüzün üzerine yerleşsin, kendini iyiden iyiye göstersin diye yaratılmış gibi geliyor bana. İşte kırılgan ve gölgeli bakışlar kalıyor ondan bize geriye. Söyleyecek çok şeyi olup hevesi kırılmış türden. Umarım bekleme salonundaki yerinden daha iyi durumdadır şimdi. Keyifli okumalarınız olsun.
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
Yorum
5
Paylaşım
49
Beğeni
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.
Ahmet Türkben
Nilgün çok başka benim için. Ben onda hiçlik kemâlini, yokluk şuurunu görüyorum. Şuan bile, yani yaşamda değil iken bile; biz yaşayanlara var olmama vaazını yazılarıyla hâlâ veriyor. Benlikten - vücuttan geçmeye çağırıyor bizi. Var olsun! Ne de güzel yere çağırıyor bizi...
5
1
5 YANITIN TAMAMINI GÖSTER
Demet Eraslan
Lütfen Nilgün ile olan iletimi makamlar arası yolculukla doldurma dost! 🙄😅
1