Sineklerin Tanrısı daha önce okuyup, hatta paylaşıp hakkında yorum yapmadığım bir kitaptı. Biraz geç kalınmış bir yorumlama sürecinde karşınızdayım.️
Okuduğum kitapların ardından genelde o kitaba yapılan yorumları okur ya da dinlerim kaçırdığım şeyler var mı, insanlar benden farklı olarak neler görmüş diye. Bu kitap için söyleyeceklerim de bunların ortak bir paydası olacak. Özellikle kitabı okumadan evvel yazar hakkında bilgi edinmenizi tavsiye ederim.
Kitapta olaylar; yaşları 6 ile 12 arasında olan çocukların uçak kazası sonucu bir adaya düşmeleri ve başlarında bir yetişkin olmadan adada mahsur kalmalarıyla başlıyor ve bu çocukların hayatta kalma serüvenlerini ele alıyor. Fakat bunu yaparken çok önemli bir soruyu odak noktasına alıyor: “İyilik ve kötülük doğuştan gelen birer olgu mudur yoksa sonradan mı kazanılır?”
Hıristiyan kiliseleri yüzyıllarca, insanların doğuştan günahkar olduklarına inanmışlardır. Doğar doğmaz bebeklerin vaftiz edilmesi bu sebeptendir. Elbette bebeklerin günahkar sayılmalarına bir sebep de gösterebilmişlerdir ki bu da bizi ilk günaha yani Hz.Adem ile Hz.Havva’nın hikayesine götürüyor. Bir de bunun zıttı inançta olan Hümanizm’e gidelim. Hümanizm öğretisi herkesin iyi olduğunu ve her şeyin ölçüsünün insan olduğunu öğretir. Bu sebeple insanlar aslında iyidir ve iyi olarak doğarlar.
William Golding yaşadıklarının etkisi altında bu soruya cevap aramış olacak ki, sonucunda insanın ilkel güdülerini apaçık gözler önüne seren bu eser ortaya çıkmış. İnsanın dış dünyadan izole olmuş bir yaşantıya adapte olma çalışmasını, insanlara kendini kabul ettirme isteğini, içsel çatışmalarını ve ilkelliğini modern dünyanın kurallarına uydurma çabasını bulabileceğiniz tertemiz bir eser. Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.