Yaşlı bir adam bir telefon tamircisine gitmiş ve demiş ki benim telefonum bozuldu galiba bir bakar mısınız?
Tamirci bakmış ve hayır telefonun bozuk değil ki amca demiş.
Adam tekrar sormuş "öyleyse çocuklarım neden aramıyor?"

Bugün bende kendimi biraz böyle hissettim. İnsanın ömründe bazı özel günler vardır ya dostlarını yanında görmek, onlardan iyi dilekler almak ister doğum, evlilik, mezuniyet vs gibi. İşte bugün de bunlardan birisi benim için. Doğum günüm! Normalde hiç takan birisi değilimdir ama insan anlık bir hevese kapılıyor işte. "Şu kesin kutlar, bu kesin mesaj atar, bak geçen yazmıştı yine yazar, yok o unutmaz vs" diye düşünüp duruyor insan.

Saatler geçiyor. Ne arayan ne soran... Sonra interneti açıyorum arada birkaç mesaj geliyor: falanca kredi kartınızla şöyle alışveriş yapın vs, falanca kişi canlı yayın başlattı vs, falanca sitede şu kadar indirim vs...

Kimseye neden yazmadın diye küsmem de darılmam da ama insan bir beklenti içinde olup da o beklentisi suya düşünce kendisi o bir kaşık suda boğulmak hadisesinden beter oluyor. Buraya yazmaktaki amacım da görenler yazsın, mutlu olayım diye değil. Bu platform benim için sadece içimi döktüğüm bir yazı tahtası... Mutluluk konusuna gelince ben onu kaybedeli yıllar oluyor.!

Hani demiş ya yazar "tarihte sizi tanıyan son kişi de öldüğünde gerçekten hiç yaşamamış olacaksınız" diye. Acaba diyorum biz ne kadar yaşıyoruz? Bizim hayatta olduğumuz kimlerin idrakine geliyor?

İşte böyle olup da insan bir kaşık düşüncede boğulunca sonra bunları bir yere yazmak gereği duyuyor. Birisi bir gün bunları okuyor ve diyor ki "nedir bu efkar ya, ne yaşadın da yazdın." Peki, tüm bu sorulara verilecek cevap sizce nedir? Diyorum ki "ben yaşarken siz neredeydiniz ki siz okurken yanınızda olup da bak şöyle bir şey geçti başımdan diye anlatayım."

Uzun sözün kısası bazen insan içindekileri bir yere dökmezse ne içi kalıyor ne dışı. Yerden yere vursan da o bedeni, ne hayatı kalıyor ne mecâli...

Demiş ya şair "Boşver ölünce biz de iyi adam oluruz."