Kitap okurken karakterler, mekanlar, olaylar bizim dünyamızda çeşitlenir, farklı şekillere, anlamlara bürünür. Yazar bir kişiyi anlatır uzun boylu, siyah saçlı, elbiseli ya da bir mekanı tasvir eder, görkemli, büyük, güzel... Yazar anlatır fakat biz oluştururuz romanın her bir detayını, okurun dünyasında seyre çıkar sayfalar. Kitap okumanın bu eşsiz özelliğini yaşayamadım Doğu'nun Limanları'nda. Yazar anlattı fakat ben hayalimde göremedim, canlandıramadım. Kalabalık karakterlerin içinde hiç hayal etme zahmetine bile girmediğim kişiler olduğunu fark ettim. Romanın bana geçmediğini, hissedemediğimi, çoğu şeyin yavan kaldığını düşünüyorum üzülerek.
Amin Maalouf ile tanışma kitabım Doğu'nun Limanları. Yorumlar itibariyle Semerkant kitabının ağırlıklı olarak tarihi konular barındırdığından dolayı daha hafif olan Doğu'nun Limanları romanıyla başlamaya karar verdim. Kitap hakkında olumsuz hiçbir yorum okumadım ve büyük beklentiyle başladım. Ancak hayal kırıklığına uğradım ne yazık ki.
İsyan Kitabdar yıllar sonra acı bir şekilde ayrıldığı eşi ile buluşacaktır ve öncesinde mekanları gezerken onu resimden tanıyan ve tarihe meraklı bir kişi hayat hikayesini dinlemek ister. Böylece kitap başlar, dört gün boyunca anlatır İsyan Kitabdar, çocukluğunu, gençlik yıllarını ve günümüze dek uzanan hikayesini. Bir hayli kalabalık olan ailesi, direniş gruplarına katıldığı gençlik yılları, eşi Clara ile birlikteliği ve hüzünlü biten sonları. İsyan anlatırken iki savaş dönemini, savaşın insanlar üzerindeki etkilerini, dil, din, ırk farklılıklarını gözler önüne serer. Buna rağmen insanların bir arada yaşabileceklerini vurgular Amin Maalouf.
Kitap akıcı tamam bu özelliği güzel ama hikaye bu kadar hızlı bir şekilde başlayıp bitince, basite indirgenince etkililiğini kaybetti belki de.