Puan vermedi·100 syf.····Okunma: 04 Şubat 2019 18:20 Kitapta adından da anlaşılacağı üzere 'Bir Kadının Hayatından Yirmi Dört Saat' anlatılıyor. Kolay okunabilen, dili açık ve etkileyici olan kısacık bir kitap. Ama nasıl bir kitap olduğundan ziyade bende uyandırdığı duygulara, çıkarımlara değinmek istiyorum.
Bir insanı yargılamak çok kolay. Asıl zor olan farklı açılardan olaylara bakmak , iyi ya da kötü her türlü davranışının tesadüf olmadığı, her birinin altında yatan bir çok nedenin olduğunu düşünerek anlamlandırmaya çalışmak aslında. Sokakta, televizyonda, internette vs. başka ortamlarda gördüğümüz, ilginç bulduğumuz, aslında 'bizim gibi olmadığı için' yargılamaktan çekinmediğimiz insanların hayatında buluşuyoruz farkında olmadan. "Asla yapmam /böyle davranmam/şuraya asla gitmem" gibi hepimizin kurduğu iddialı cümleler vardır.
Ama ne yaparsak yapalım, ne söylersek söyleyelim insan yazgısından kaçamıyor. Ve genellikle de neyi yapmam dediyse çoğu kez onun içinde buluyor kendini. Yirmi dört saat değil, bazen yirmi dört saniye bile (bir bakış, bir gülüş, karşılaştığımız acı bir olay) değiştirebiliyor hayatımızı. Göz açıp kapayıncaya kadar yeni kapılar, yeni hayatlar çıkıyor karşımıza.
Bazen tanıdığımız, kendimize en yakın hissettiğimiz kişilere anlatamadığımız belki de verecekleri tepkiden korktuğumuz sırlarımız vardır çoğumuzun. Ama içimizde tuttukça da beynimizi kemiren, vicdanımızın kulaklarımızdan sıyrılmadığı sırlar...
Tıpkı Mrs. C 'nin de olduğu gibi. Hiç tanımadığı birine, sırf insanları yargılamadan anlamaya çalıştığı için kendisine yakın gördüğü o adama anlatıyor 67 yıllık hayatının belki en kısa ama onun için en sarsıcı, affedilemez ' yirmi dört' saatini.
Ve "Bir kadının psikoloji bir erkek tarafından nasıl bu kadar iyi anlaşılır ve anlatılır? " sorusu cevap bulamadan yer ediniyor kafamda...