Modern klasiklere devam ediyoruz. Okuduğum üçüncü William Golding kitabı, en sevdiğim de bu oldu. Kule ve Görünür Karanlık'a göre daha akıcı sıkılmadan ve yorulmadan okuduğum bir kitaptı.
Yazarımız bu kitapta da diğer iki kitabında olduğu gibi dini sembollere yer vermiş ama daha az. Diğer kitaplardaki gibi yan karakterlere çok önem vermemiş, tamamen ana kahraman üzerinden ilerlemiş. İki kitap gibi derin bir kitap ve yine İkinci Dünya Savaşı'na göndermeler içeriyor.
Kahramanımız Sammy Mountjoy'un küçüklüğünden itibaren hayatını takip ediyoruz. Kitaba kendi öykümü anlatıyorum şeklinde başlıyor, her şeyi onun gözünden inceliyoruz. Sık sık özgürlüğünü kaybettiğini anlatıyor. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanlara esir düşüyor ve karanlıkta bu psikolojik işkence sırasında hayatını düşünüyor. Ressam olan Sammy resimlerinde mutluluk göremiyor. Hayatını özgür iradesi olmadan geçirdiğini düşünüyor. Hayatının aşkı Beatrice'nin delirmesiyle umudunu tamamen kesiyor, kitabın sonunda ise yüzbaşı olarak yine özgürlüğünü elde edememiş biri olarak hayatına devam ediyor.
William Golding bu kitabını "Bir itiraf" şeklinde nitelendirerek kendi hayatıyla Sammy'nin hayatındaki paralelliklere dikkat çekmiş. Benim fark ettiğim paralellik kendi pesimistliğini Sammy'nin hayatına taşımış olması. Golding insanların doğuştan kötü olduğuna inanan bir yazar, bunun İkinci Dünya Savaşı'nın etkileri olduğunu düşünen de var ama bu inancın ona bu kitap gibi diğer şaheser niteliğinde olan kitapları yazmasında yardım ettiğini düşünüyorum.
Jocalin, Matty ve Sophy'nin aksine Sammy karakterinin içinde hiç umut yok. Ama bu karakterle beraber hayatı sorgulayacaksınız, kendi özgürlük kavramınızı belirleyeceksiniz. Keyifli okumalar.